Her yıl en az 2-3 kez giderim Sultanahmet’e. Uzun zamandır sizlerle yabancı bir arkadaşınızı Sultanahmet’te gezidirmeye yetecek ve hatta artacak bilgileri toplaryıp paylaşma planım var ama şu geçtiğimiz iki ay içinde, ikinci ziyaretimi çarşamba günü yapmış olmama rağmen, henüz Sultanahmet gezilerimden hiç bahsetmediğimi farkettim. Dün Hürriyet’te okuduğum bir yazıyı sizlerle paylaşmak ve bu vesile ile Sultanahmet yazı dizisine başlamak istiyorum.Çok öenmli bir yazı;
Ayasofya’nın 160 yıldır karanlıkta kalmış bir sırrı gün ışığına kavuştu.
En son Sultan Abdülmecid ve o dönem restorasyonu yürüten İsviçreli mimar Gaspare Fossati’nin gördüğü, üzerleri sıva ve metal maskeyle kapatılan 700 yaşında olduğu tahmin edilen altı kanatlı melek figüründen birinin yüzü açıldı.
AYASOFYA’nın en son Sultan Abdülmecid ve o dönem restorasyonu yürüten İsviçreli mimar Gaspare Fossati’nin gördüğü 1.5 X 1 metre ebadındaki altı kanatlı melek figüründen birinin yüzü açıldı. Mozaiğin bugüne kadar çok iyi korunmuş olması uzmanları şaşırttı.
16 yıldır kubbenin güneydoğu çeyreğinde bulunan iskele, iki hafta süren çalışmaların ardından sökülerek kuzeydoğu çeyreğine kuruldu. Kubbeyi taşıyan pandantifteki, 6 kanatlı melek (kerubim-serafim) figürü üzerinde de çalışmalar yapıldı. Meleğin yüzündeki metal maske çıkarıldı, 6-7 kat badana ve sıva kaldırıldı. Yaklaşık 10 gün boyunca heyecanla yürütülen çalışmaların sonunda uzmanların bile beklemediği derecede iyi korunan mozaik, 160 yıl sonra yeniden günışığıyla buluştu. 9 veya 14’üncü yüzyılda yapılmış olduğu tahmin edilen mozaiğin gerçek yaşı, Ayasofya Yüksek Bilim Kurulu ve Anıtlar Kurulu üyelerinin yapacağı incelemeler ve diğer mozaiklerle karşılaştırmalar sonucunda belirlenecek.
İncil’e göre Tanrı’nın tahtını koruyan melek
İNCİL sadece belirli kişiliği olan üç meleğe isim vermiştir. Bunlar, Michael, diriliş, Gabriel ve Satan. Altı kanatlı Serafim ise, Tanrı’nın tahtını korumakla görevli en üst sıradaki melektir. Bu melekler, Tanrı’nın tahtının üzerinde 2 kanatları yüzlerini ve 2’si ayaklarını kapatacak şekilde bekler. Kalan 2 kanat ise uçmak içindir.
En son onlar gördü
Sultan Abdülmecid döneminde caminin onarımı için İsviçreli Mimar Gaspare Fossati görevlendirildi. Osmanlı döneminde,
Ayasofya’daki en kapsamlı restorasyonu kardeşi Giuseppe’yle birlikte 1847-1849 arasında yürüten Fossati, mozaiklerle ilgili de kapsamlı bir çalışma yaptı. Dökülen sıvaların altından parıldamaya başlayan mozaikler, Sultan Abdülmecid’in talimatıyla açıldı, bakım ve onarımları yapıldı. Daha sonra tahrip edilmeden sıvayla kapatılarak gizlendi. Fossati’nin yaptığı resimleri topladığı albüm, günümüze ulaşmamış mozaiklerin bilinmesini sağlayan bir kaynak olarak görülüyor.
Ayasofya’nın tarihi 6. yüzyıla uzanıyor
AYASOFYA, Bizans İmparatoru I’inci Jüstinyen tarafından 532-537 yılları arasında inşa ettirildi. 916 yıl boyunca Ortodoks dünyasının başkilisesi, 481 yıl boyunca da İslam dünyasının büyük camisi olan Ayasofya, 9’uncu yüzyıldan itibaren figürlü mozaiklerle bezenmeye başladı. 1453’te Ayasofya’nın camiye çevrilmesiyle mozaikler örtüldü. 1934’ten itibaren müze olarak kullanılan Ayasofya’ya yılda iki milyon ziyaretçi geliyor.
Dün gece yine Sezen Aksu’nun muhteşem bir konserini daha izledim. Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosunda “Sezen Aksu ve Arkadaşları” adı altında gerçekleştirdiği konserlerin üçüncüsüydü ve sondan da bir önceki. Şansınız varsa bu geceki son Açıkhava konseri için bilet bulup konsere gidebilirsiniz. Dün geceki konser bizim şansımıza normalden çok daha uzun sürdü. 9:15te başlayıp, tam 12:30 da bitti ki Sezen’in de biste dediği gibi bir konser normalde 1,5 saat sürüyor :)
Konser Fahir Atakoğlunun piyanosu ile başlıyor. Sonra Sezen Aksu geliyor ve siz hiç farkına bile varmadan yavaş yavaş orkestranın diğer üyeleri ilk 2-3 parçada yerlerini alıyor, organizasyon güzeldi. Sezen Aksu konserleri müzik dinlemenin ötesinde; hem bir stand up show, hem de bir ders gibi…. Hem gülüp çok eğleniyor, hem de bazen uzun uzun düşüyorsunuz ettiği sözler ve şarkıları üzerine…Bir ara ekip arkadaşları için “öndeki hiç bişey, arkadakiler olmayın” diyerek alkış aldı. Tek tek herkesi öptü kokladı, acaip bir kadın.
Ben repertuarı çok beğendim….Ünzile, hadi bakalım, kalbim egede kaldı, dağlar dağlar, sen kimler aldı, beni kategorize etme, pardon….Aklıma gelmeyen bir çok güzel yeni ve eski şarkısı… konuklar Fahir atakoğlu, Seden Gürel, Aykut Gürel, Erkan Oğur, Serdar Barçın….
Aklımda kalan bir kaç esprisini paylaşayım;
Bir ara Sezen, vatilatörün önünde eğildi ve bacaklar fora ve tabiki alkış ve çığlıklar kopuyor; ettiği söz: “aaa.ne ayıp, bildiğin bacak….” “kurban olsun size”… konser boyunca bacaklar açılmaya devam etti ve yine espriyi patlatıp “bakıyorum alıştınız bacağa, ses yok…Epitel doku! Epitel dokudan hiç bişii olmaz, mukozadan korkacaksın!” :)))
Muhteşemdi diye bağıran bi hayranına da “O kadar değil gız, idare ediyoz”
Ülke olarak yeniliklere ne kadar çabuk alıştığımıza da değindi ve herkesin şarkıcı olduğu tek ülkeyiz” dedi. Mp3çüler çıkınca korsancılar ağladı, “o mp3çüler var ya, o mp3çüler….”:))
Tabi bunları okumakla olmaz, Sezen Aksu’nun ağzından dinleyeceksiniz. Bir gaflet anı da olmuştu Sezen’in ama onu özellikle “aman sakın yazmayın” dediği için yazmıyorum. :))
Vaktiniz varsa bugün hemen akşamki konser için bir bilet alın derim. Keşke her ay bir Sezen konseri olsa da gitsek….
Bana ilginç gelen ve ilk fırsatta gitmeyi düşündüğüm bir etkinliği sizlerle de paylaşmak istedim:
İstanbul’da çalışır durumda bulunan son 2 buharlı gemiden birisi olan, 1936 Hollanda yapımı tarihi buharlı römorkör “Liman 2” ile haftasonları 13:00, 14:30, 16:00 ve 17:30 saatlerinde müzenin rıhtımından başlayan 40 dakikalık Haliç Turlarına katılabilir ve tarihi Altın Boynuz kıyılarını farklı bir gözle keşfetme tecrübesini yaşayabilirsiniz. Liman 2 istim tutmuş durumda Rahmi M. Koç Müzesinde ziyaretçilerini bekliyor.
25.07.2009 14:30
26.07.2009 14:30
01.08.2009 14:30
02.08.2009 14:30
08.08.2009 14:30
09.08.2009 14:30
15.08.2009 14:30
16.08.2009 14:30
22.08.2009 14:30
23.08.2009 14:30
29.08.2009 14:30
30.08.2009 14:30
05.09.2009 14:30
06.09.2009 14:30
12.09.2009 14:30
13.09.2009 14:30
Alıntı: http://www.istanbul.com
Rahmi M. Koç Müzesi’nden yapılan yazılı açıklamada, müzenin geçen yıl başlattığı buharlı gemiyle “Nostaljik Haliç Gezileri”nin bu yaz da kaldığı yerden devam edeceği belirtildi.
Rahmi M. Koç Müzesi’nden yapılan yazılı açıklamada, 1936 yılına ait tarihi “Liman 2” römorkörü ile geçen yıl başlatılan “Nostaljik Haliç Gezileri”nin bu yaz da kaldığı yerden devam edeceği belirtildi.
Yaz ayları boyunca hafta sonları müzenin rıhtımından demir alacak olan “Liman 2” gemisinin, cumartesi ve pazar günleri turlarına devam ederek, konuklarına farklı ve özel bir deneyim yaşatacağı kaydedildi.
Haliç turlarının, müzeyi ziyarete gelenlere buharlı gemiyle gezme keyfini yaşatarak hatırlatmayı ve uzun süre hafızalarda kalacak bir deneyim kazandırmayı amaçladığı bildirildi.
Hafta sonları günde dört kez tura çıkacak olan ve her defasında toplam 12 kişiyi ağırlama kapasitesine sahip bulunan “Liman 2”nin Haliç’teki her seferinin yaklaşık 40 dakika süreceği ifade edildi.
Bu arada, buharlı geminin, çeşitli organizasyonlar için 12 kişilik turlar düzenlemek üzere kiralanabileceği de bildirildi.
Alıntı: www.hurriyetim.com.tr

Julide Ateş’in sunduğu, TRT2′de yayınlanacak olan Parantez Programının konusu “BLOGGING”. Benim de konuklar arasında yer aldığım ve geçtimiz günlerde çekimini Nişantaşı Cities ‘de gerçekleştirdiğimiz blogging söyleşisini yarın, yani 22 Temmuz 2009′da saat 19:35′te TRT2′de Parantez Programında izleyebilirisiniz.
Diğer Bloggerlar:
TRT ekibine davetleri için bir kez daha teşekkür ederim.
Parantez Programı ile ilgili:
“Gündelik hayatımız bir koşuşturma içerisinde geçiyor. Bu yüzden hayatın birçok güzelliğini kaçırabiliyoruz. Oysa bir anlık nefes alma, birazcık dikkat, belki de yanından geçip gittiğimiz birçok ayrıntıyı yakalamamızı sağlayacak. Hayatımız daha farklı olacak. İşte ‘Parantez’ programı, seyircisinden bu özeni, bu dikkati talep ediyor. Jülide Ateş’in sunduğu program, hayatımızda unuttuğumuz bir güzelliği, dikkatimizden kaçan bir ayrıntıyı konu edinecek. Bazen ilginç bir mekânı, bazen ilginç bir portreyi, bazen de üzerinde düşünmemiz gereken küçük ayrıntıları seyirci ile paylaşmayı hedefliyor.”
Perşembe sabahı Bozcaadaya gitmiştim. Çok güzel bir tatil oldu; deniz , kum, güneş, harika zeytinyağlılar, güzel arkadaşlar, eski dostlar ve yeni insanlar…Daha ne isterki bi insan bir tatilden…
Cumartesi ve Pazar günü çok ama çok sıcaktı. Namaz saatlerini de gösteren, caminin dijital ekranı dün hava sıcaklığını saat sabah 11:30 bile 46 derece olarak gösteriyordu:) İlk defa Bozcaada’da deniz bu kadar sıcaktı. Bir önceki yaz yine Temmuz ayında soğuk olduğu için denize giremiyorken, şimdi denizden çıkmak istemedik… Hatta Yelken yarışları nedeniyle Cumartesi günü Bozacaada’da olması gereken 65 tekne rüzgar olmadığı için bir türlü adaya gelemedi. Yarışın Gökçe Ada etabı iptal edildi ve yarışlar Çeşme için dün tekrar start aldı.
Bozcaada en kalabalık günlerini yaşıyor, neredeyse bütün oteller dolu. Biz de son anda merkez de Türk tarafında bir ev kiralayabildik ve gayet memnun kaldık. Her gece Polente’deydik. Salane’nin kapatılmış olduğunu duymak beni yıktı, geçen sene de kapalıymış. Salane’den hemen önce yine deniz kenarında Fuska diye bir mekan açılmış ama kapalı bir mekan olduğu için hiç cazibesi yoktu. Umarım Salane en geç önümüzdeki yaza tekrar açılır.
Bu seferki gidişimde müzeyi ve kaleyi gezmeyi planlamıştım ama yine olmadı. Deniz her zamanki gibi çok daha cezbediciydi.
İlk gece yemeği Sandal’da yedik ve tek kelimeyle tüm zeytinyağlılar kusursuzdu. (Yemeklerin fotoğraflarını ve detaylı menüyü daha sonra yazacağım. ) Cuma gecesi değişiklik olsun diye yemeği baska bir restoranda yedik fakat neredeyse yediğimiz hiç bir yemeği beğenmemekle beraber servisten de memnun kalmadık. Yaşadığımız bu pişmanlık bizi bir sonraki gece yine Sandal’a götürdü :) Kalabalık bir sezon olduğu için rezervasyon yaptırmadan gitmemenizi tavsiye ederim. Eğer sahide balık yemek isterseniz, arkadaşımın ailesiyle iki gece üst üste gittikleri Yosun Lokantasını da tavsiye edebilirim. İki yıl önceki deneyimlerimden Şehir Lokantasından da menun kalabileceğinizi düşünüyorum.
Şuan Karabiga’da annemlerin yanındayım. Bu gece ya da yarın İstanbul’a geliyorum. Gelince fotoğrafları da yüklerim.
Haa..unutmadan…Bir gezi programı için roportaj yapıldı bizimle ama hangi kanalda ne zaman yayınlanacağını söylemeyeceğim, önce kendim seyredip gereksiz yerlerin montajının yapıldığına emin olmalıyırm, uygunsa buradan da paylaşırım zaten :) neyse…
Bu yaz Bozcaada’yı mutlaka tatil planınıza almanızı tavsiye ederim.
Sevgiler,
Gamze
Nasıl mutluyum, nasıl mutluyum anlatamam. 19 Temmuz’u doğumgünüm ilan edebilirim. Nefret ettiğim, yanımda içilmesine de sinir olduğum sigara, genişletilmiş sigara yasağının yürülüğe girmesi ile başladı. Özgürlük bir insanın başkasının özgürlüğünü kısıtladığı yerde biter ve sonunda bitti; artık “özgürüz“. Şimdi yıllar önce otobüslerde ve uçakta sigara içilmesine nasıl garipsiyorsak, yıllar sonra da bugüne kadar restoranlarda, konser alanlarında, barlarda sigara içilmiş olmasını garipseyip halimize güleceğiz. Umarım kısa bir zaman içinde bu duruma alışılır ve hızlı bir geçiş yaşanır. Maalesef ben insanları yine de cezaların olmasına rağmen sigara içmeye devam edeceğini düşünüyorum. Yasağa uymayan kişileri 69 TL, yere izmarit atanları 25 TL, işletmeleri ise 500 TL’den 5000TL’ye kadar ceza bekliyor.
İhlali halinde TAPDK tarafından idari para cezası uygulanacak. Şikayetler, yetkilendirilmiş kişiler, kurum amirleri, kolluk kuvveti, dumansız hava Sahası İrtibat Merkezi, ALO SABİM 184 ve belediye Zabıtası’na iletilebilecek.
http://www.cnnturk.com/2009/turkiye/07/19/genisletilmis.sigara.yasagi.yururluge.girdi/535566.0/index.html
Özellikle kurala uymayan iştelmeleri hiç acımam hemen şikayet ederim! :) Ne güzel bir gün…
Hayatımın dizisi diyebileceğim bir dizi ama maalesef artık 4. finalinin finali ile sona eriyor :( CNBC-e’de izlemeye başladığım ve her bir bölümünü en az iki ya da üç kez seyretme saçmalığını gösterdiğim bir dizi :) Herkes LOST delisi iken yakımlarım benim Prison Break bağımlısı olduğumu iyi bilirler. 2006 Emmy ödüllerine en iyi dizi olarak aday gösterilmiş olan Prison Break dizisini drama ve aksiyon sevenlere şiddetle tavsiye ederim…
Eğer diziyi seyretmeye ilk bölümden başlayarak, hiç atlamadan seyretmezseniz, kafanız biraz karışabilir ve konuları takip etmeniz zorlaşabilir. O nedenle başından tüm DVD’lerini alın.
Çok kısaca konusu şu şekilde: Bir yapı mühendisi olan ve akıl küpü olan Michael Scofield (Wentworth Miller) işlememiş olduğu bir suçtan idam cezasına çarptırılan abisi Lincoln Burrows’u kurtarmak için yasal yolların işe yaramayacağını anlar ve abisin kurtarmak için mükkemmel bir kaçış planı kurgular. Abisinin blunduğu hapisanenin tüm bina planını vücuduna dövme olarak yaptırır ve abisi ile aynı hapisaneye düşebilmek için bir bankayı soyar. 4 sezon Michael’ın hesaba katmadığı binlerce terslik ve akıl almaz yöntemlerle bu tersliklerin üstesinden gelmesi üzerine kurulmuştur. İzlerken senaryoya ve kurgunun muhteşemliğine inanamayacak ve şapka çıkartacaksınız.