
İş nedeniyle 2-5 Aralık arasında Dubai ve Abu Dhabi’ydim. İlk ziyaretimdi. Abu Dhabi’yi pek gördüm sayılmaz, sadece yarım gün Emirates Palace’ı görmeye gittim. Dubai’de ise aslında sadece bir günüm vardı ama fotoğraf makinası alabilmek için günün büyük bir bölünü harcadım, zaten dubai’de yapabileceğiniz en önemli aktivite alışveriş ama Türkiye’ye göre çok da ucuz değil. Birazdan yazarım.
Dubai yerine dünyanın herhangi bir başka bir yerine gitmiş olsaydım vakit yaratıp yine de etrafı görmek bişeyler öğrenebilmek için çaba harcardım ama Dubai’de vaktinizin karşılığını verip sizi tatmin edebilecek hiç birşey yok (tabi görüşüp sohbet edeceğiniz güzel arkadaşlarınız yoksa). kısa bir zamanda tüm şehri gezip her yeri görmeniz ve de öğrenmeniz mümkün.
Dubai kimliğini bulamamış bir emirlik. Sanıyorum Dubai’de olduğu gibi, görgüsüzce para harcanan başka bir dünya şehri yoktur. Gereksiz abartılı binalar, gereksiz yere binlerde Mercedes, Posche, Ferrari ve alabildiğine dev Jeepler… Herkesin dilinde küçük ya da yeni Manhattan diye adlandırılsa da Manhattan olma ihtimali tabiki yok. Dubai’de mimari sınır tanımıyor; herkes istediği binayı, istediği şekide dikebiliyor. Çok fazla fotoğraf çekemedim ama alışveriş merkezleri bile neredeyse bizim Sultan Ahmet camii kadar süslü.

Dubai, Birleşik Arap Emirliklerindeki 7 emirlikten en büyük ikinci emirlik, Abu Dhabi ise en büyüğü. Dünyanın en büyük 5. petrol rezervi Abu dhabi sınırları içinde çıkarılıyor. Son 20 yıldır petrol çıkarıldığı için, son 20 yıldan bu yana bir değişim söz konusu. Tabi değişim dünyanın en yüksek binası “Burj Dubai”yi dikmek, dünyanın en pahalı otelleri Burj Al Arab ve Emirates Palace’ı yapmak, 4 milyon nüfuslu şehre 85 alışveriş merkezi açmak gibi kriterlerden oluşuyor…


Dubai’de her yer inşaat içinde, bunu bana çok kişi söylemişti üzerine basa basa ama yine de hayal etmeyi bile becerememişim :) HER YER İNŞAAT! bakalım bu inşaatlar bitince şehir neye benzeyecek, diyelim ki Manhattan’a benzedi, Ruhunu kim verecek?
Sanıyorum beni bu şehirden iten şey, topraklarında çıkan petrolun aslında onlara ait olmaması gedrektiğine inanıyor olmam, sonuçta petrol dünyanın, hepimizin kaynağı, Afrika’da insanlar açken yapılan bu israfı aklım gerçekten almıyor. Dünya ticaret ve Turizm merkezi olması için harcanan çabaları anlıyorum ama fazlasına, gereksiz gösterizlere hiiiiiiç gerek yok. Neyse….

Dubai’de alışveriş dışında genelde herşey pahalı özellikle de konaklama. Ben Le Meridien Mina Siyahi Beach otelde kaldım. Adından da anlaşılacağı gibi kendi plajı olan bir otel. Dubai’de yaşan bir çok kişinin hafta için giriş ücreti vererek gittikleri, hafta sonu sadece üyelerin gidebildiği bir otel.
Boat yarışları Jumeriah Beach’te yapılıyor. Ben oradayken Jet Ski yarışları vardı, o da Pzar günüydü ve bende denize giremedim.
Normalde Dubai’de Cuma, cumartesi tatil yani Pazar günü ilk iş günü ama 2 Aralık Dubai’nin ulusal günü olduğu için o gün herkes için tatildi. Birleşik Arab Emirlikleirnin kurşuşunun 36. yılı kutlandı, havai fişek gösterisinin saatini yanlış öğrendiğimiz için gösteriler sırasında maalesef Emirates Mall’da alışverişle meşguldum :(
Dubai inanılmaz kozmopolit bir yer. Her ne kadar ülkenin kendi hazırlayıp dağıttığı broşürlerde ”kısa etek hoş karşınalmaz” diye yazıyor ola da yabancılar açık sacık giyinip rahatlıkla dolaşabiliyorlar. Türkiye’de bile bu kadar hoşgörülü bir tablo ile karşılaşmak mümkün değil, bu yönü ile takdir edilesi bir ülke.
Genelde yerli erkekler beyaz elbise, kadınlar ise siyah elbise giyiyor. (Bu siyah ve beyazın nedenini de bir ara araştıracağım, merak ettim)
Pazar günü alışveriş merkezindeyken bir anda son ses ezan okunmaya başladı, alıveriş merkezlerinin duvarlarının içine kolanlar o kada güzel yedirilmiş ki ses nerden geliyor anlamıyorsunuz. bi güzel alışveriş merkezinde son ses ezan. Yakında Türkiye’de de aynısına başlanır…


En büyük alışveriş merkezi “Emirates Mall”. Aklınıza gelebilecek her mağaza var, vergi olmadığı için fiyatlar daha uygun gibi ama tam da emin değilim. Sizin Amerika’dan alma şansınız varsa, elektornik eşyalarınızı (özellikle kameraları) Amerika’dan alın ya da aldırın derim. Yine de Dubai’deyken elektronik eşya alacağım diyorsanız Sharaf DG ve Jumbo Electronics ve Carrefour’a bakmanızı öneririm. Carrefur’da da çok güzel promosyonlu satışlarla karşılaşmanız mümkün. Sanıyorum video kamera fiyatları yarı yarıya farkediyor. Telefon fiyatları da daha ucuz. Çok fazla vaktim olmadığı için sadece alışveriş merkezleri gezme fırsatım oldu ama farklı bölgelerde daha ucuza ve de pazarlık edebileceğiniz mağazaların olduğunu biliyorum.
Gece hayatı Dubai’de renkli gibi?! Ben arkadaşlarımla 360 ve Marina Beach Resortta gittim. Malecon harikaydı. Dubai’de gidebileceğiniz en iyi gece kulüpleri; 360, Budha Bar, Barasti ve Dubai Marine Beach Resort’taki Malecon (Cuban bar), Serail (Lebanese Bar), Cho Choz ve Boudoir (St. Tropez style trendy club)
Daha önce de dediğim gibi çok kozmopolit bir yer, Arap’ların sayısı tahmin ettiğimden çok daha azdı. Dubai’de içki satışı yasak ama gece kluplerinde istediğiniz kadar içmek serbest. Satış yasak olduğu için orada yasayanlar hep ülkeye giriş çıkış yapan tanıdıklarına havaalanından sipariş veriyorlar. 1 kişinin Dubai’ye sokabileceği en fazla içki sayısı 4 şişe.
Dünyanın önde gelen grupları da Abu Dhabi ve Dubai’de sık sık konser veiyor. Mesela 6 Aralık’ta Abu dhabi’de Justin Timberlake konseri vardı ama maalesef ben dönmüştüm :(
Hava şuan Dubai’de muteşem! 25-30 derece arasında. Aslıkı bir tshirt ve akşamları ince bir hırka yeterli olacaktır. Diğer güzelliği ise; eğer benim gibi yazı ve sıcak havayı çok seviyorsanız ve kışın ortasında yakın bir yerde yaz tatili yapmak isterseniz Dubai iyi bir alternatif olabilir.
Not: Birleşk Arap Emirlikleri ile ilgili olarak her türlü bilgiye https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/ae.html linkinden ulaşabilirsiniz.
Windows Live Spaces
Film muhteşem; konusu, görüntüleri, akışı… Akış deyince aklıma geldi, film 3 saat ama siz 3 saatin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz, arada bir sinemanın zifiri karanlığında cep telefonunuzu çıkarıp, saat kaç olmuş diye etrafı aydınlatarak saate bakma ihtiyacı duymuyorsunuz. Film bittikten sonra salonda kimse yerinden en az 3-4 dakika kalkamadı. Tahmin ettiğim son ile bitmiş olsa bile, ben de aynı sarsıntıyı yaşadım. Tekrar seyretmek isteyeceğim filmelerin başlarında yer alacak kesinlikle.
Bu film erotik sahneleri nedeniyle Çin’de bile sansüre uğramışken, her nasıl olduysa Türkye’de sansürsüz olarak gösterimde, sadece 18 yaş sınırı getirilmiş. Gerçeten de tartışma yaratacak sahneler var, sansür olmalı mı olmamalı mı hiç bir yorum yazmayacağım. Nasıl olsa bir kaç yıla kalmaz herseyimize sansür gelir, bize zaten söyleyecek söz kalmaz. Neyse…
Filmin konusu şu şekilde;
Şangay, 1942. İkinci Dünya Savaşı sırasında süregelen Japon işgali tüm baskısıyla devam etmektedir. Mak adında sıradışı ve zengin bir kadın bir kafeden içeri girer, bir telefon görüşmesi yapar, oturur ve bekler. Ve o sırada hatırlamaya başlar…
Hikaye, 1938 yılında Çin’de başlamaktadır. O sıralar Mak değil, genç ve utangaç bir kız olan Wong Chia Chi’dir. İkinci Dünya Savaşı’nın başlayacağı sıralar babası İngiltere’ye kaçmıştır. Üniversitedeki ilk senesinde okul arkadaşı Kuang Yu Min ile tanışır. Kuang o sıralar vatanseverlik ilkelerine bağlı olan öğrencileri bir araya toplamak amacıyla bir tiyatro topluluğu kurar. Topluluğun baş oyuncularından olan Wong, seyircileri ve Kuang’ı yeteneğiyle çoktan etkisi altına almıştır bile. Kuang, toplulukta yer alan öğrencileri, Japonya ile işbirliği yapan Yee’ye karşı radikal bir suikast yapmak amacıyla bir araya toplar. Her öğrenci, bu planda bir rol üstlenmektedir; Wong’un rolü ise Yee’nin karısıyla yakın bir arkadaşlık kurarak onun güvenini kazanmak ve onu yasak bir ilişki içine çekmektir. Wong, rolüne tamamen kendini adamıştır ve senaryo planlandığı şekilde ilerler, ta ki beklenmedik bir olay onun herşeyden kaçmasına sebep olana kadar.
Şangay, 1941. Wong, Hong Kong’u terk etmiştir. Bu sırada Kuang, tekrar hayatına girer. Kuang, kukla hükümetin bir parçası olan gizli servisle işbirliği yapan Yee’yi yeniden öldürmek için Wong’un tekrar Mak olmasını ister. Wong tekrar eski rolünü kabul eder ve bu defa avına çok daha yaklaşır; bu son hamlede sınırlarını sonuna kadar zorlayacaktır… Yönetmen: Ang Lee Oyuncular: Joan Chen, Tony Leung Chiu Wai, Chih-ying Chu, Anupam Kher Dil: Mandarince Tür: Drama
AB Uyum yasaları gereğince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin kaldırılmasını protesto ediyorum!
İzmir kurtulmuş, çok tatlı bir yorgunluk, Ankara’ya hareket edecekler… Trene binerler ve kompartımana çekilirler.
Ertesi gün, yaveri, Atatürk’ün kompartımanının kapısını çalar. Atatürk, yorgun, bitkin bir halde kravatını yıkamaktadır. Yaveri: “Paşam bu ne hal, hiç uyumadınız herhalde; niye böylesiniz”, der.
“Çocuk, kompartımanıma yastıkla battaniye koymayı unutmuşsunuz, kolumu yastık yaptım ağrıdı, setremi yastık yaptım üşüdüm, uyumadım kalktım”, der.
Yaveri: “Aman Paşam! Birimize haber vereydiniz; hemen size bir yastıkla battaniye getirirdik”, der.
Ve bir ülke kurtarmaktan dönen komutan tarihi bir cevap verir:
“Geç fark ettim, hepiniz en az benim kadar yorgundunuz, hiç birinize kıyamadım. Önemli olan benim uyumam değil; milletimin rahat uyuması”.
Not: Bu vesileyle Atatürkçü Türk milletinin Cumhuriyet Bayramını da kutlarım. Ne güzeldi havai şifekler değil mi? Uyumaya ve uyutmaya devam!
November 2nd,2007
Gündem | tags:
Atatürk |
No Comments
Küba bilgilerini ekledim, 13 Aralık’ta Küba’ya gidiyorum ve ön araştırmalarıma başladım. 12 gece Küba’da kalacağım. Çok heyecanlı :) Gerçi hala geçmeyen bir rahatsızlığım var, eğer atlatabilirsem ve kısmetse nerdeyse iki hafta Küba’dayım.
Havana ve Varadero’yu altüst etmeyi düşünüyorum. Bir yandan oralara kadar gitmişken Jamaica’ya da gitmek geçiyor aklımdan ama sadece Küba’da kalıp Küba’yı turistik gezinin biraz daha ötesine taşımak da aklımın diğer köşesinde.
Daha önce Küba’ya gitmiş bir kaç Küba severden tavsiyeler almaya başladım ama siz de gittiyseni sizden de duymayı çok isterim. Şimdiden tavsiye iletenlere teşekkürler.

Küba
Fidel Castro’nun yönettiği, kurucuları arasında ünlü devrimci Che Guevara’nın da olduğu ülke. Başkenti Havana’dır. Puroları ile de tanınır. Küba’da amerikan doları döviz olarak kabul edilmez. IMF’ye borcu olmayan nadir ülkelerden biridir. Eğitim ilkokuldan üniversiteye kadar her yerde ücretsizdir
İdaresi
On dört eyaleti ve bir özel belediyesi (the Isla de la Juventud) vardır. Bu eyaletler eskiden 6 geniş eyaletin parçalarıydı: Pinar del Río, Habana, Matanzas, Las Villas, Camagüey and Oriente.
Tarih
Küba yerlileri; Küba’nın ilk sakinleri Güney Amerika’dan adaya gelen Guanahatabey ve Kiboni Yerlileriydi.Adaya daha sonra yerleşen Taynolar (Antil Aravakları) çömlek ve alet yapımında belirli bir düzeye ulaşmış tarımcı ve barışçıl bir halktı.İspanyolların adada ilk koloniyi kurduğu sırada çoğunluğunu Taynoların oluşturduğu Yerlilerin sayısı 80-100 bin dolayındaydı.
Kolonyal Küba
Kristof Kolomb’un birinci yolculuğunda keşfederek (Ekim 1492) ispanyol toprağı ilan ettiği Küba’da ilk kalıcı yerleşim 1511′de kuruldu.Kolonicilerin baskı ve sömürüsü, salgın hastalıklar, açlık ve göçler Yerli nüfusunu 5 bine kadar düşürdü.18. yy’ a girilirken bölgede sağlanan barış ve düzenle birlikte koloninin nüfusu 50 bine ulaştı.İspanya’dan düzenli gemi seferlerinin başlaması Havana’nın ticari ve stratejik önemini artırdı.Bu arada hayvancılığın,tütün ve şekerkamışı üretiminin artırılması ve işgücü için Afrika’dan çok sayıda köle getirilmesi adada köklü bir değişim yarattı.1865′te köle ticaretinin sona ermesiyle ortaya çıkan işgücü açığını kapatmak için adaya sözleşmeli işçi olarak Meksika Yerlileri ve Çinliler getirilmeye başladı.
Bağımsızlık ve sonrası 1901 – 1958
19. yy’ın sonlarından itibaren İspanya’nın şeker üretimi ve ihracatı için gerekli işgücü, sermaye, makine, teknik beceri, ve pazarları sağlamada yetersiz kalması Küba’yla olan siyasi ve iktisadi bağlarının giderek zayıflamasına yol açtı.Bu ortamda ABD’li işadamları şeker üretiminde ve ticaretinde güç kazanmaya başladı. İspanyolların adada gelişen özerklik talebine ödün vermemesi ve vergileri daha da artırması, On Yıl Savaşı’nın (1868 – 1878) başlamasına neden oldu.Sonunda İspanya Zanjon Sözleşmesi’yle (1878) siyasal ve ekonomik reformlar yapmaya söz verdi.Adada sağlanan barış ortamı ekonomik bunalımın derinleşmesi yüzünden uzun süreli olamadı.1895′te sürgündeki Kübalı şair ve gazeteci Jose Marti’nin sürgündeki siyasi örgütleri biraraya getirmesiyle gerilla taktiklerine dayanan bir bağımsızlık savaşı başladı.Buna karşı İspanya adaya 200 bin asker çıkardı.Savaş ortamının adadaki şeker üretimini durma noktasına getirmesi üzerine ada ekonomisinde etkin durumda olan Amerika Birleşik Devletleri’nin Havana limanında demirli Maine Gemisi’nin batırılmasını bahane ederek İspanya’ya savaş açmasına neden oldu.
İspanya’nın İspanyol – Amerikan Savaşı (1898) sonunda yenilmesinin ardından imzalanan Paris Antlaşması çerçevesinde öngörülen Küba’nın bağımsızlığı 1 Ocak 1899′da Amerika Birleşik Devletleri işgali altında yürürlüğe girdi.Küba Devleti’nin siyasal ve ekonomik çerçevesini belirleyici önlemler alan Amerika Birleşik Devletleri, Küba’nın iç ve dış ilişkilerinde söz sahibi olma ve Guantanamo Koyu’nda bir deniz üssü kurma hakkını aldıktan sonra birliklerini adadan çekti.(1901) İkinci Amerika Birleşik Devletleri müdahalesinden (1909) sonra seçimleri kazanan liberallerin adayı Jose Miguel Gomez döneminde rüşvet, yolsuzluk ve sosyal adaletsizlik üzerine kurulu bir yönetim biçiminin yolunu açtı.Özellikle Afrika kökenli kübalıların siyasal haklar ve daha iyi iş olanakları için giriştiği eylemler sert biçimde bastırıldı.Gomez’le birlikte örtülü bir diktatörlüğe dönüşen cumhurbaşkanlığı çoğu kez hileli seçimler ve askeri baskı yoluyla ele geçirilen bir makam durumuna geldi.1933′te Amerika Birleşik Devletleri’nin desteğiyle Gerardo Machado’yu deviren Fulgencio Batista, en ünlü diktatör olarak uzun yıllar Küba yönetimine damgasını vurdu.Batista zamanında tarım ve hayvacılığın yanı sıra turizm ve kumarhane işletmeciliği de önemli bir gelir kaynağı haline geldi.Buna karşı işsizlik oranın yükselmesi, nüfusun büyük çoğunluğunun yoksulluk içinde kalması ve ekonominin giderek daha da dışa bağlanması Batista yönetimine karşı etkin bir muhalefetin doğmasına yol açtı.
Devrim ve Sonrası Küba
1950′lerde diktatörlüğü hedef alan gruplardan birine liderlik eden Fidel Castro, Moncada Kışlası’na düzenlediği başarısız bir baskından (1953) dolayı bir süre hapis yattı. Daha sonra Meksika’ya giden Castro 1955′te 26 Temmuz Hareketi’ni başlattı.Arjantinli devrimci Che Guevara’nın da yer aldığı örgütün Aralık 1956′da Küba’da başlattığı gerilla hareketi, zamanla öteki gruplardan da destek alarak Batista’ya bağlı birliklere önemli darbeler indirdi.1 Ocak 1959′da diktatör Fulgencio Batista’nın Küba’yı terketmesinin ardından Castro’ya bağlı bin kişilik bir kuvvetin Havana’ya girmesiyle yeni bir yönetim başladı. (Küba Devrimi)
Marksist-Leninist Küba
İktidara geldikten sonra köklü toprak reformu gibi adımlarla geniş bir kesimin desteğini kazanan Fidel Castro, ittifak kurduğu Küba Sosyalist Halk Partisi ile birlikte yönetime ağırlığını koydu.Toprak kamulaştırmalarından zarar gören Amerika Birleşik Devletleri şirketlerinin baskısıyla Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin uygulamaya başladığı iktisadi ambargo ve bunu izleyen Domuzlar Körfezi Çıkartması, Castro’nun SSCB ile yakın bir ilişkiye girerek sosyalist bir çizgiye yönelmesini hızlandırdı.Ertesi yıl Küba’ya yerleştirilen Sovyet füzeleri yüzünden patlak veren Ekim Füzeleri Bunalımı’nda Sovyet lideri Nikita Kruşçev’in geri adım atması Küba’nın SSCB ile olan ilişkilerini bir ölçüde bozdu.1960′larda Amerika Birleşik Devletleri baskısı yüzünden artan askeri harcamalar ekonomide sarsıntıya yol açtı.Aynı dönemde Küba, Latin Amerika’daki devrimci hareketlere verdiği destekten dolayı diplomatik yalnızlığa itildi.
1970′lerde ekonomide başlayan düzelme ile birlikte parti ve devlet istikrarlı bir yapıya kavuşturuldu.Bu arada Castro’nun yönetimdeki etkinliğide pekiştirildi.1979 – 1982 arasında Bağlantısızlar Hareketi’nın dönem başkanlığını yürüten Küba’nın SSCB ile olan ilişkileri doğrultusunda Angola ve Etiyopya’ya asker göndermesi, bağlantısız bir ülke olan Afganistan’ın SSCB tarafından işgal edilmesine tepkisiz kalması Üçüncü Dünya’da bazı tepkilerle karşılaşmasına yol açtı. 1980′de Kübalı rejim muhaliflerine Amerika Birleşik Devletleri’ye gitme izninin verilmesinden sonra göç eden 120 bin Kübalı arasında adi suçluların ve akıl hastalarının bulunması ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Grenada’ya müdahalesi iki ülke arasındaki ilişkileri daha da gerginleştirdi.1990′da Doğu Bloku’nu saran değişim dalgası siyasi olarak Küba’yı etkilemedi.
Soğuk Savaş Sonrası
Soğuk Savaş sonrasında kesilen Sovyet yardımı yüzünden iktisadi bir açmaza sürüklenen Küba, turizm yatırımlarına yöneldi ve kısıtlı da özel yatırımlara izin verildi.Gene bu dönemde Amerika Birleşik Devletleri ile olan ilişkilerde kısıtlı bir iyileşme görüldü.1990′ların sonlarından itibaren Çin Halk Cumhuriyeti ve Avrupa Birliği’ne yakınlaşan Küba, Latin Amerika’da da (özellikle Venezuela ve Bolivya) yeni müttefikler buldu.31 Temmuz 2006′da Fidel Castro başkanlik görevlerini geçici olarak kardeşi Raul Castro’ya devretti.
Kültür
Küba kültürü köken bakımından İspanyol ve Afrika etkisinin belirgin izlerini taşır.Amerika Birleşik Devletleri ile olan tarihi bağları nedeniyle Kuzey Amerika sporları halk arasında yoğun ilgi görmektedir.Başta beyzbol olmak üzere basketbol,voleybol,atletizm ve boks Küba’da yaygın olarak oynanan ve uluslararası müsabakalarda başarılı olunan sporlardandır.
Küba mutfağı; genel olarak ispanyol-karayip karışımıdır.Domuz eti,deniz mahsulleri,mısır ve siyah fasulye çok tüketilir.
Küba edebiyatının özellikle şiir alanında zengin ve nitelikli bir mirası vardır.19. yy’da yaşamış şair Jose Marti ile 20. yy’da yaşamış olan Nicolás Guillén önemli kübalı edebiyatçılardandır.Ünlü şarkı Guantanamera Küba’nın devrimci kahramanı Jose Marti’nin eseridir.Aynı zamanda Bolivya ordusuna ve Che’ye yazılan ünlü Soldatido Boliviano(Bolivyalı Küçük asker) şarkısı Nicholas Guillen’in dir.
Yönetsel Koşullar
Küba’nın tek parti egemenliğine dayalı sosyalist bir devlet yapısı vardır.Küba Komünist Partisi’nin (PCC) devlet yönetimindeki ağırlığı 1976 Anayasası’nda açıkça belli edilmiştir.1965′te hazırlanmaya başlanan ve 1976′da halkoyuna sunularak yürürlüğe giren anayasaya göre yasama yetkisini Halk İktidarı Ulusal Meclisi (Asamblea Nacional de Poder Popular) kullanır.Devlet ve hükümet başkanı konumunda olan Devlet Konseyi başkanı Bakanlar Kurulu’na başkanlık eder.
Coğrafya
Yengeç Dönencesi’nin hemen başında ve Meksika Körfezi’nin girişinde yer alır.Aynı adı taşıyan asıl büyük adanın yanı sıra 3,715′ten fazla ada ve adacığı kapsar.Önce doğuya, daha sonra güneye yönelerek bir yay biçiminde Antil Denizi’ni çevreleyen Antiller ada zincirinin önemli bir parçasını oluşturur.En yakın komşusu olan Haiti’ye 77, Bahamalar’a 140, Jamaika’ya 146, Amerika Birleşik Devletleri’ne 180, Meksika’ya 210 ve Cayman Adaları’na 240 km uzaklıktadır.Ülkenin ikinci büyük adası Juventud adasıdır.En yüksek noktası Turquino Doruğu’dur (2005 m).Toplam kara yüzölçümü 110,861 km²’dir.Yıllık ortalama sıcaklık 26 C’dir.İki mevsimle belirlenen yarı tropikal bir iklime sahiptir.Eylül – Ekim ayları arasında görülen kasırgalar bazen büyük yıkımlara yol açmaktadır.Kıyılarının toplam uzunluğu 3735 km olup, Guantanamo Koyu’ndaki Amerika Birleşik Devletleri deniz üssüyle 29 km’lik kara sınırı vardır.
Nüfus [değiştir]Küba’nın oldukça karmaşık bir yapı gösteren nüfusu, geçmiş yüzyıllarda adaya değişik etnik toplulukların yerleşmesinin ürünüdür.Kolomb öncesi dönemde sayıları 80-100 bin arası olan ada yerlilerinden, günümüzde yalnızca adanın doğu ucunda yaşayan birkaç aile kalmıştır.Küba nüfusunun % 51′i mulattolar (avrupalı ve afrikalıların karışımı), % 37’si beyazlar, % 11′i siyahlar ve % 1′i de çinlilerden oluşur.Çinli nüfus 19. yy’da demiryolu ve maden işleri için adaya getirilen çinlilerin torunlarıdır.Doğum oranı 11.6/1000′dir.
Nüfus: 11,382,820 (Temmuz 2006 verileri)
Nüfus artış oranı: %0.31 (2006 verileri)
Doğum oranı 11.6 doğum/1000 kişi (2006 verileri)
Ölüm oranı 7.22 ölüm/1,000 kişi (2006 verileri)
Mülteci oranı: – 1.57 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini)
Bebek ölüm oranı: 6.22 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini)
Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.41 yıl
Erkeklerde: 75.11 yıl
Kadınlarda: 79.85 yıl (2006 verileri)
Ortalama çocuk sayısı: 1.66 çocuk/1 kadın (2006 tahmini)
HIV/AIDS – hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.10 (2003 verileri)
HIV/AIDS – hastalıklarından ölenlerin sayısı: 200 den az (2003 verileri)
Ulus: Kübalı
Ekonomi
Küba ekonomisi büyük ölçüde sosyalist ilkelere dayanan devlet kontrollü bir planlı ekonomidir.Son yıllarda özel sektör yatırımları artmakla beraber üretim araçlarının büyük bir kısmı devlet tarafından işletilir.1992′de dış ticaretinin % 80′ini gerçekleştirdiği ve tarım üretimi için gereken sübvansiyonların sağlandığı SSCB’nin çöküşünden sonra oluşan depresif dönemde Amerika Birleşik Devletleri ambargosu yumuşatılmıştır.Fakat Sovyet yardımı yok olunca ve ticaret ilişkileri bozulunca ekonomi bir süre bozulmuş,sonra tarımdan sanayiiye geçmiştir.Aynı zamanda (özellikle Pinar del Rio’dan)iç göçler başlamıştır. İşgücünün % 21′inin çalıştığı tarım sektöründe şekerkamışı,tütün,turunçgil,kahve ve pirinç önemli üretim ve ihracat kalemlerindendir.Sosyalist rejimde özellikle önem verilen balıkçılık ve hayvancılık gene önemli üretim kalemlerinden biridir.Turizm son yıllarda yeniden eski canlılığını kazanmıştır.Özellikle Kanada ve Avrupa Birliği’nden gelen turistler sayesinde turizm Küba ekonomisinin itici gücü haline gelmiştir.Çin Halk Cumhuriyeti,Kanada, İspanya ve Hollanda Küba’nın en büyük dış ticaret partnerleridir.Madencliliğin temelini ihracat kalemleri içinde önemli bir payı olan nikel oluşturur.(Dünya üretiminin % 6.4′ü).Kişi başına düşen GSMH yaklaşık 3,500 $’dır ve yaşam standartı hala 1990 öncesindeki seviyeye getirilememiştir.Petrol konusunda en büyük destekçisi Çin’dir.Mühendis ve makina yardımı yapmaktadırlar. Ayrıca Venezüla’da Hugo Chávez’in iktidara gelmesiyle birlikte, bu ülkeyle yapılan ekonomi anlaşmaları da Küba’nın zor koşullara karşın yeni bir müttefik bulmasını ve bir ölçüde rahatlamasını sağlamıştır.
(Vikipedi)
Ramazan bayramını Antalya Lara’da bir tatil köyünde geçirdim. Herhalde yapılabilecek en güzel şeydi Antalya’da olmak. Deniz sıcacıktı, 3 gun boyunca hava hep güneşliydi. Ekim ayında bronzlaşmak çok keyifli oldu. Geçen sene bayram tatilinde Kaş’ta oldukça üşümüştüm, bu sene de aynı şekilde serin olacağını düşünüp, havanın yağmurlu olacağına kendimi alıştırdığım için havanın güzel olduğu her gün ödül gibiydi :)
Bu yazı içi boş bir yazı olacak, çünkü “ilk” defa bir tatilde herhangi bir aktivite yapmadım; yunuslarla yüzmedim, paraşütle, mikrolightla ya da balonla uçmadım, tarihi bir meakn görmedim, planladığım gibi ekoparka gitmedim… gerçi havuz başında ve deniz kenarında sürekli uyudum eğer aktivite sayılırsa :) Neyse…
Bu vesile ile herkesin geçmiş ramazan bayramını kutlarım… :)
9-14 Ağustos 2007′de yaptığım Barcelona seyahatimin izlenimlerini yazma fırsatını ancak bulabiliyorum. Aklımda hep detaylı ve üzerinde uzun düşünerek hazırlanmış bir yazı yazmak olduğu için bir türlü yazmaya cesasret edememiştim ama böyle detaylı düşünürsem hiç yazamayacağım :) O nedenle aklımda ne kaldysa, sizlerle paylaşmaya karar verdim.
Barcelona gidişim çok ilginçti; Bodrum bileti almak üzereyken bir anda Barcelona bileti almış oldum. 3-4 günde vizeye başvurdum, 2 hafta içinde de Barceloan’daydım. Barcelona’ya gitmeden önce her ne kadar otel arayıp bulmaya çalışmış olsamda, bulduğum oteller hep şehir dışında olduğu için rezervasyon yaptırmadan, elime bavulumu alıp düştüm yollara :) D aha önce Barcelona’ya gitmiş olduğum için La Ramblas civarında bir otelin benim için en uygun yer olacağını düşünüyordum. O nedenle havaalanından çıktığım gibi kapının önündeki Mavi Plaza Da Catalunya otobüsüne bindim ve 20-25 dakika sonra Catalan Meydanında aldım soluğu. Catalan meydanı, Barceloan’nın en ünlü yerlerinden birisi. Yine Barcelona deyince hemen akla gelen,; pandomim sanatçıları, ressamlar, dansçılar gibi çeşitli göstericiler dolu La Ramla caddesinin başlangıcı da Catalan Meydanında. İstiklal caddesine çok benzeyen La rambla’nın sonuna geldiğiniz nokta ise karşınızda Colomb heykeli ve güzeller güzeli Marina!
Barcelona için dünya şehri olmaya aday diye boşuna demiyorlar, gidenlerin hepsi zaten bunu onaylıyor ama gitmeyenlere bir tavsiyem gidip gözlerinizle bu dünya şehrini görmeniz. Gerçekten inanılmaz güzel bir yer. Eminimki hayatımda daha çooook Barcelona’ya gider gelirim, kısmetse tabii.
Barcelona’da hayat çok canlı, çok hareketli. İnsanları Türklere inanılmaz benziyor, hem tip olarak hem de sıcak kanlılık ve misafirperverlik açısından, bunu bir gece katıldığım 10 kişik bir ev partisinde tanıştığım insalardan yola çıkarak teyit edebilirim. Sohbertleri bile benzer, sadece yemek saat 11 (neyseki biraz bişeyler atıştırmıştım gitmeden:) ).
Akşam yemeği en erken 21:00′de yeniyor. İspanyollar için öğle yemekleri de çok önemli, g enelde 2-4 arası evlerine gidip, aile ile beraber ye mek yiyorlar, her ne kadar bu günde 2 kez ev iş yolunu gidip gelmek demek olsa da. Bence çok hoş bir gelenek.
Barcelona hayallerideki İspanya’dan aslında çok farklı bir yer; yani klasik Boğa güreşleri ve Flamenko dansı Barcelona’da sevilmiyor. Flanmenko dansı yerine el ele tutuşup, halkalar halinde yaptıkları Sardana dansları var. Boğa güreşleri hiç mi hiç önem taşımıyor. Barcelona’da gideceğiniz Flamenko gösterinin tamamı turistik.
Barcelona zaten Katalonya Özerk bölgesinin başkenti! Yani kendi halinde bir yer; kendi dili (Katalanca), polisi, yasaları olan, iç işlerinde serbest ama dış işlerinde otoriteye bağlı ayrı bir yer… Kendilerini İspanyol olarak görmüyorlar nerdeyse, Katalan olmak onlar için çok daha anlamlı ve övünülecek bir durum. Konuştuğum Katalanlara, Madridli’leri sever misin diye sorduğumda şöyle bir on saat düşünüp ” ımmmm aslında….” diye bir cevapla başlıyorlar konuşmaya. “Madrid mi? Orası yüzlerce kilometro uzakta bir yer değil mi?” diye espri bile yapılıyor hatta:)
Barcelona deyince ilk gelen şeylerden bir tanesi Gaudi; tam bir ruh hastası! İspanyol mimar Antoni Gaudi olmasaydı Barcelona Barcelona olur muydu emin değilim. Gaudi’nin eserlerinin sekiz tanesi UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor (Park Güell, Palau Güell ve Casa Milà 1984’te, Sagrada Familia’nın “İsa’nın Doğuşu” cephesi ile yeraltı türbesi, Casa Vicesn, Casa Battlo ve Colonia Güell türbesi). Aslında Gaudi’yi daha detaylı tekrar yazmam gerekiyor. Bence Barcelona’ya gidince en öncelikli yapılmasıgereken şey Gaudi’nin eserlerini görmek.

Barcelona’da vaktimi nasıl geçirdiğimi ve tavsiyelerimi yazmadan önce Avrupanın neden Avrupa olduğuna dair bir örnek vermek istiyorum. Fotoğrafta da görüdüğünüz Kırmızı beyaz bisikletler medeniyetin bir göstergesi. Nasıl mı? Çünkü bu gördüğünüz bisikletler herkesin kullanımına açık: Barcelona’nın pek çok yerinde bu bisiklet istasyonları ve bunlara bağlı halde duran bisikletler var. Siz (daha çok orada yaşayanlar), bizdeki AKBİL gibi aylık, yıllık..vs bir kart alıyorsunuz bu bissikletleri kullanmak için ve bu kartları istasyondaki elektronik cihaza okutup, bisikletlerin birini alıp gidiyorsunuz, her nereye gidiyorsanız, gittiğiniz yerdeki istasyına bisikleti bırakıyorsunuz ve cihaz sizin bisikleti teslim ettiğinizi anlıyor. Türkiye’de olsa (ki mümkün bile değil), bisiklet bırakırlar belki(!!) ama ne sele kalır ne tekerlek. herhalde bisiklet yollarının ne kadar düzgün ve uzun olduğunu, insanları genel de bisikletle gezdiğini yazmama gerek yok:)
Ben Barcelona’da 5 gece kaldım. İlk gün, saat 2 gibi sanıyorum Barcelonaya vardım ve doooğru Kalatan Meydanına gidip otel bulmak için otobüse bindim. Şanslıydım ki girdiğim 5.otelde güzel, temiz ve de “müsait” bir oda bulabildim. Otelim harika bir yerdeydi, La Rambla caddesinin Katalan Meydanına en yakın yerlerinden birinde, ara bir sokakta La Ramla’ya 20 metre uzaklıktaydı. Bu bölge turistler için kalınabilecek en iyi yer bence, gidecekseniz buralarda otel bulmanızı tavsiye ederim. La Rambla üzerinde çok kaliteli oteller olmakla beraber, öğrenciler için çok ucuz hosteller de var; yani her bütçeye göre konaklama alternatifi mevcut. Benimki gibi işi şansa bırakmadan, erken rezervasyon yaptırmakta fayda var.
Otelle gittiğim gibi bi kaç saat uyudum, haftanın yorgunluğu vardı, acelem olmadığı için kendime 6′ya kadar izin verdim. Sonra Marina, La Rambla ve Katalan civarında dolaştım, şehir turları ile ilgi bilgi aldım, yemek yedim, limana yapılan 35 dakikalık bir tekne turuna katıldım, çok geç olmadan otele döndüm. Maalesef tüm gezi boyunca gece hayatına dair tecrübe edinemedim. Çünkü gündüzleri gezmekten inanılmaz yorulup, 12 olmadan uyuyakalıyordum. Sadece bir gece çıktım onuda birazdan yazacağım.


2. günümü Barcelona’daki plajların birinde geçirmeye kararlıydım, böylede hem elimdeki Barcelona ile ilgil tüm bilgileri okuyup, çok iyi bir plan yapmayı düşünüyordum. Daha önceki seyahatimden, 2-3 kilometrelik upuzun bir plajı olduğunu bildiğim için, özellikle tanıştığım İspanyollara plaj tavsiyelerini sormuştum. Her sorduğum kişiye de, çok fazla turistik bir yere gitmek istemediğimi, daha çok yerel halkın gittiği kalabalık olmayan bir yer istediğimi söylemiştim.4-5 kişiden “Mar Bella” cevabını alınca, sahilin en sonundaki Mar Bella’ya gitmeye karar verdim ama gidince gözlerime de inanamadım! Herkesin bana tavsiye ettiği, yerel, turistik olmayan plajda herkes çıplaktı! :) Neyse… Fazla detaya gerek yok, koştura koştura çıktım tabi plajdan!:) Bu hikayeden size tavsiyem odur ki, İspanyollar’ın her dediğine inanmayın ve de her dediğini yapmayın! :)) Günün sonunda verdiğim karar 2 günlük “Bus Turistic” otbüsleri ile şehir turu satın alıp, 2 gün otobüsle gezmek, bir sonraki günde bisiklet kiralama planı yaptım. Zaten bir sonraki günde ayrılacaktım.

Barcelona’yı gezmek için yapılabilecek en akıllık iş iki günlük şehir turu otobüs bileti (Bus Turistic)almak. Bu otobüsler 5-10 dakikada bir belli noktalardan kalkıyor ve Barcelona’da 3 ayrı halka (Güney, kuzey ve Forum) seklinde dolanıyır. Bir çok yabancı dilde kulaklıklarınızı takıp genel bilgi almanızı sağlıyor ve zaten görülmesi gereken önemli noktalarda duruyor. İstediğiniz yerden inip, istediğiniz kadar gezip, istediğiniz zaman bir sonraki otobüse binebiliyorsunuz. Kulaklıkları taktınız anda, kaldığınız yerden bilgi almaya devam.
Kuzey ve Güney Ringleri otobüsten hiç inmemeniz durumda yaklaşık 2 saat sürüyor. Ben 2 kez dolaştı şehin her yerini. Forum bölgesi ise 40 dakika civarında sürüyor ve zaten hic otobüsten inmenize gerek yok bu bölgede.
Mutlaka gezilmesi, görülmesi gerekenleri kısaca yazmak istiyorum. La Rambla Caddesini mutlaka çok iyi gezin, Colomb Heykeline 15 dakika ayırın ve tepesine çıkıp bir kaç fotoğraf çekin. Marina zaten çok keyifli, bir akşam yemeğini de mutlaka marinaya ayırın. Mümkünse bir akşam üzeri de teleferik ile Montjuic tepesine çıkın. Bunların dışında bahsettiğim otobüslerle deaşağıdkai gibi gezin!
Kuzey Rotası
Casa Batllo; Mutlaka içine girin. Masal evi gibi bir yer. Ben nerdeyse 3 saat ayırdım. Tabi girişlerde uzun uzun kuyruklar oluyor, bunları da hesaba katmak gerek. Casa Batllo Gaudi’nin en önemli eserlerinden biri. Daha öncede dediğim gibi burası UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor. Gaudi’nin evlerinin özellile çatıları çok ilginç Masallardaki cadının şekerden evi gibi:) cok güzel!
Le Pedrera: Bu da Gaudinin diğer bir eseri. Casa Batllo’nun hemen 200 metre ilerisinde, yürüyerek de gecebilirsiniz.
Sagrada Familia, rota üzerinden mutlaka görülmesi gereken diğer bir Gaudi eseri. Bitmeyen ve hiç bitmeyecek bir Gaudi eseri. Buranın da giriş çok kalabalık. Mutalaka girmeye çalışın.

Park Güell (Gaudi): Benim en favori mekalarımdan biri. 2 gün üst üste gittim. Muhteşem. İçinde Gaudinin uzun yıllar yaşadığı evi var. Burayı da mutlaka ziyaret edin, Gaudinin kendi tasarladığı mobilyaları muhteşem.
Palau Reial – Pavellons Güell (Gaudi)
Tibidabo – Burası eski bir lunapark, en yuksek nokta ama görülecek cok önemli bir manzarası yok. Ben olsam buraya en sona bırakır, zaman kalırsa giderim. Gitmesi cok zaman alıyor, otobusten inince iki kez tramvaya biniliyor ve tramvay bekleniyor. Tavsiyem sona bırakmak.
Futbol Club Barcelona! – Barce efsanesi. Ne kadar futbol meraklısı olduğunuza bağlı. Ben daha önce gittiğim için bu sefer gitmedim. Gezecek çok yer var çooook!
Güney Rotası
Poble Espanyol; Burası ispanyanın degişik degişik koylerinden ev örneklerinin olduğu, 1929 yılında yapılmış yapay bir bölge ama fena değil.
Placa da espanya ve aynı meydandan görülebilen MNAC (Museu nacional art de catalun) ya da Miro da aynı ringte, MNACtan sonraki durak. Pts kapalı.
Yine Gaudinin eseri Catedral mutlaka görülmesi gereken bir yer
Forum rotası
· Dedigim gibi , burayı otobüs ringini degiştirerek otobusten gezebilirsiniz. Birşey yok.
Yazmaktan yoruldum. Bu yazıyı sonra tamamlayacağım :) yazım hataları ollmuştur, lütfen affola! :)
Fotograflar:
Barcelona – Gaudi’nin Eserleri 9-14.08.2007: http://cid-94a92024b677c404.skydrive.live.com/browse.aspx/.res/94A92024B677C404!2171
Barcelona Genel 9-14/19/2007 : http://cid-94a92024b677c404.skydrive.live.com/browse.aspx/.res/94A92024B677C404!2447
Barcelona Zoo & Aquarium 13.08.2007: http://cid-94a92024b677c404.skydrive.live.com/browse.aspx/.res/94A92024B677C404!2455