Kahire , Mısır
Kahire, Mısır, 28 Şubat - 6 Mart 2008
“Kahire (Arapça:al-Qāhira – “galip”), Mısır’ın başkenti ve Arap dünyasının en büyük şehridir. Şehirin ismi Mısırlılar tarafından çoğu kez ülkenin ismi olan Arapça Misru, Mısır arapçası Masr olarak adlandırılır.
Kahire şehir merkezinde 7.734.614, banliyöleriyle 15.502.478 nüfusuyla (1 Ocak 2005 itibariyle) Afrika kıtasının en büyük metropolü konumundadır. Şehir, Mısır devlet başkanı tarafından atanan vali tarafından idare edilmektedir.
Kahire Mısır ve çevre ülkelerinin politik, ekonomik ve kültürel merkezi konumundadır. Mısır hükümeti, parlamentosu, devlet daireleri ve diplomatik temsilciliklerin bir çoğu Kahire’de bulunmaktadır.
Kahire barındırdığı birçok üniversite, yüksek okul, tiyatro, müze ve abideleriyle ülkenin atardamarı konumundadır. Eski Kahire, 1979 yılından beri UNESCO Dünya Tarih Mirası listesinde bulunmaktadır.
Kahire müzesi, Piramitler bölgesi, Nil nehri civarı turistlerin rağbet ettikleri eşsiz mekanlardandır.” Vikipedi
Kış Kapadokya’da bir başka, Kapadokya da kışın…
10 – 13 Şubat 2008
10-13 Şubat’ta Kapadokya’daydım. Fotoğrafların bir bölümü de son geziden, bir kısmı 28 Aralık 2007′deki günübirlik seyahatimden ve bir bölümü de 2006 Mayıs ayındaki gezimden. Kış aylarını pek sevem soğuktan dolayı. Geçen hafta Kapadokya’ya korkarak gitmiştim ama Kapadokya’nın muhteşem manzarası beni ısıtmaya yetti, içeri girmek istemedim. Sanıyorum Türkiye’de kışın gidilebilecek en güzel yerlerden biri Kapadokya. Aşağıya alıntı bir yazı eklemeden önce bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum; -
- Kapadokya’ya MUTLAKA gidin; en iyi zamanlama kış, Mayıs ve Eylül
- Mutlaka Balona binin ya da mikrolight ile kapadokyayı havadan da keşfedin
- Ihlara Vadisi, Kaymaklı ve Derinkuyu yeraltı Şehirlerini ve Göreme Açık Hava Müzesini gezin
- Saruhan Kervansaray’da Mevlivi Ayinini/Semazen Gösterisini seyredin.
- Chez Galip Atölyesinde çömlek yapımlarını izleyin
- Museum Hotel’de kalın
- Elai’de akşam yemeiğine gidin
- Hava güzelse motosiklet kiralayıp, Kapadokyayı kendiniz gezin :)
KAPADOKYA’NIN KONUMU
Roma İmparatoru Augustus zamanında Antik Dönemyazarlarından Strabon Kapadokya Bölgesi’nin sınırlarını güneyde Toros Dağları, batıda Aksaray, doğuda Malatya ve kuzeyde Doğu Karadeniz kıyılarına kadar uzanan geniş bir bölge olarak belirtir. Bu günkü Kapadokya Bölgesi Nevşehir, Aksaray, Niğde, Kayseri ve Kırşehir illerinin kapladığı alandır. Daha dar bir alan olan kayalık Kapadokya Bölgesi ise Uçhisar, Göreme, Avanos, Ürgüp, Derinkuyu, Kaymaklı, Ihlara ve çevresinden ibarettir.
VOLKANLARIN PATLAMASI VE JEOLOJİK OLUŞUM
Kaya yapısı:
Kapadokya Bölgesi’ndeki Erciyes, Hasandağı ve Göllüdağ jeolojik devirlerde aktif birer volkandı. Bu volkanla birlikte diğer çok sayıdaki volkanların püskürmeleri Üst Miyosen’de ( 10 milyon yıl önce) başlayıp, holosen’e (Günümüze) kadar sürmüştür. Neojen gölleri altındaki yanardağlardan çıkan lavlar, platoda, göller ve akarsular üzerinde 100-150m. kalınlığında farklı sertlikte tüf tabakasını oluşturmuştur. Bu tabakanın bünyesinde tüften başka tüffit, ignimbirit tüf, lahar, volkan külü, kil, kumtaşı, marn aglomera ve bazalt gibi jeolojik kayaçlar bulunmaktadır. Ana volkanlardan püsküren maddelerle şekillenen plato, şiddeti daha az küçük volkanların püskürmeleriyle sürekli değişime uğramıştır. Üst Pliosen’den başlayarak başta Kızılırmak olmak üzere akarsu ve göllerin bu tüf tabakasını aşındırmaları nedeniyle bölge bugünkü halini almıştır.
Peri bacaları nasıl oluştu:
Vadi yamaçlarından inen sel suşarının ve rüzgarın, tüflerden oluşan yapıyı aşındırmasıyla “Peribacası” adı verilen ilginç oluşumlar ortaya çıkmıştır. Sel sularının dik yamaçlarda kendine yol bulması, sert kayaların çatlamasına ve kopmasına neden olmuştur. Alt kısımlarda bulunan ve daha kolay aşınan malzemenin derin bir şekilde oyulması ile yamaç gerilemiş, böylece üsy kısımlarda yer alan şapka ile aşınmadan korunan konik biçimli gövdeler ortaya çıkmıştır. Daha çok Paşabağı civarında bulunan şapkalı peribacaları konik gövdeli olup, tepe kısımlarında bir kaya bloku bulunmaktadır. Gövde tüf, tüffit ve volkan külünden oluşmuş kayaçtan; şapka kısmı ise lahar ve ignimbirit gibi sert kayaçlardan oluşmaktadır. Yani şapkayı oluşturan kaya türü, gövdeyi oluşturan kaya topluluğuna oranla daha dayanıklıdır. Bu peribacasının oluşumu için ilk koşuldur. Şapkadaki kayanın direncine bağlı olarak, peribacaları uzun veya kısa ömürlü olmaktadır. Kapadokya Bölgesi’nde erozyonun oluşturduğu peribacası tipleri; şapkalı, konili, mantar biçimli, sütunlu ve sivri kayalardır. Peribacaları en yoğun şekilde Avanos- Uçhisar-Ürgüp üçgeni arasında kalan vadilerde, Ürgüp Şahinefendi arasındaki bölgede Nevşehir Çat kasabası civarında, Kayseri Soğanlı vadisinde ve Aksaray Selime köyü civarında bulunmaktadır. Peribacalarının dışında vadi yamaçlarında yağmur sularının oluşturduğu ilginç kıvrımlar bölgeye ayrı bir özellik katmaktadır.
Bazı yamaçlarda görülen renk armonisi lav tabakalarının ısı farkından dolayıdır. Bu oluşumlar Uçhisar, Çavuşin, Güllüdere, Göreme, Meskendir, Ortahisar Kızılçukur ve Pancarlı vadilerinde gözlenir.
KAPADOKYA TARİHİ
Kapadokya tarih boyunca doğal değişimlerin yanı sıra birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış, işte kronolojik sıraya göre bunlardan bazıları;
(M.Ö.3000-1750) Asur Ticaret Kolonileri Çağı
M.Ö. 2000-1750 yılları arasında Kuzey Mezopotamya’da yaşayan Assurlu tacirler Anadolu’da ticari koloniler kurarak ilk ticaret örgütünü oluşturmuşlardır. Bu ticaretin merkezi Kayseri’deki Kültepe, Kaniş-Karum’dur (Karum: Ticaretin yapıldığı pazar yeri). Belgelerde adı geçen ve yeri saptanabilen karumlardan biri de Karum-Hattuşaş’tur (Boğazköy).
Zengin altın, gümüş ve bakır kaynaklarına sahip olan Anadolu, tunç alaşımı için gerekli olan kalay bakımından fakirdi. Tacirlerin beraberinde getirdikleri kalay, çeşitli kumaşlar ve kokular bu ticaretin ana malzemeleriydi. Hiç bir zaman politik üstünlüğe sahip olmayan tacirler yerli beylerin himayesi altındaydılar.
Assurlu tacirler sayesinde Anadolu’da ilk defa yazı görülür. Kapadokya Tabletleri olarak adlandırılan Eski Assurca yazılmış çivi yazılı metinlerden, tacirlerin geliş yolları üzerindeki beylere %10 yol verdikleri, borçlu olan halktan %30 oranında faiz aldıkları, Anadolu krallarına sattıkları mal üzerinden %5 vergi verdikleri anlaşılmaktadır. Yine bu tabletlerde Assurlu tacirlerin Anadolulu kadınlarla evlendikleri ve nikah sözleşmelerinde Anadolulu kadınların haklarını koruyacak maddeler bulunduğu görülmektedir.
Assurlu tacirler yazıdan başka silindir mühürler, madencilik, tapınak ve tanrı fikirlerini de Anadolu’ya getirmişlerdir. Böylece Anadolu’nun yerli sanatı, Mezopotamya sanatının etkisi altında gelişerek kendine has yeni bir sanat anlayışını ortaya koymuştur. Bu sanat daha da gelişerek Hitit sanatının temelini oluşturmuştur.
(M.Ö.1750 – 1200) Hititler Dönemi
M.Ö.II. binin başlarında Avrupa’dan Kafkaslar üzerinden gelerek Kapadokya Bölgesi’ne yerleşen Hititler, daha sonra yerli halkla kaynaşarak imparatorluk kurmuşlardır. Dilleri Hind-Avrupa dil grubundandır. Başkentleri Hattuşaş (Boğazköy) olan Hititlerin önemli şehirleri Alacahöyük ve Alişar’dır. Kapadokya Bölgesi’nde bulunan bütün höyüklerde Hititlere ait kalıntılara rastlamak mümkündür. Bunun yanı sıra Hitit İmparatorluk Dönemi’nde özellikle Kapadokya Bölgesi’nde stratejik açıdan önemli geçitlere ve su kenarlarındaki yüksek kayalara rölyef olarak işlenmiş anıtlar bulunmaktadır. Bu kaya anıtları sayesinde Hitit krallarının güneydeki ülkelere ulaşmak için geçtiği yolları saptamak olasıdır. Kayseri sınırları içindeki Erciyes Dağı’nın güneyinde yer alan Fraktin, Taşçı ve İmamkulu kaya anıtları tanrıların kutsanması, Büyük Kralın (Hattuşili III) ve Kraliçenin (Puduhepa) tanrılara minnettarlığını göstermesinin yanı sıra imparatorluğun gücünün sınırlarını gösteren birer propaganda anıtlarıdır.
(M.Ö. 1200-700) Geç Hitit Dönemi
Friglerin Orta Anadolu’nun önemli kentlerinin hemen hepsini yıkarak Hitit İmparatorluğu’nu ortadan kaldırılmasından sonra Orta ve Güneydoğu Anadolu’da Geç Hitit Krallıkları ortaya çıkmıştır.
Kapadokya Bölgesi’ndeki Geç Hitit Krallığı ise Kayseri, Niğde ve Nevşehir’i içine alan Tabal Krallığı’dır. Bu döneme ait Gülşehir – Sivasa (Gökçetoprak), Acıgöl -Topada, Hacıbektaş – Karaburna Köyü’nde Hitit Hiyeroglifi yazılmış kaya anıtları bulunmaktadır.
(M.Ö.585-332) Pers ve Kapadokya Krallığı
Kimmerler’in Frig egemenliğine son vermesi sonucu Anadolu’da Medler (M.Ö. 585), daha sonra da Persler (M.Ö.547) görülür. Persler bölgeyi ‘Satrap’ adını verdikleri valilerce yönettiler. Eski Pers dilinde “Katpatuka” olarak adlandırılan Kapadokya bölgesi, ‘Cins Atlar Ülkesi’ anlamına gelmekteydi. Persler, Zerdüşt dinine bağlı olduklarından ve ateşi kutsal saydıklarından bölgedeki volkanları, özellikle Erciyes ve Hasandağı’nı, kutsal saymışlardır.
Persler, Kapadokya’dan geçerek başkentlerini Ege’ye bağlayan,’Kral Yolu’nu geliştirmişlerdir. Makedonya Kralı İskender M.Ö. 334 ve 332 de Pers ordularını arka arkaya bozguna uğratarak bu büyük İmparatorluğu yıkmıştır.
Pers İmparatorluğu’nu yıkan İskender Kapadokya’da büyük bir dirençle karşılaştı. İskender, komutanlarından Sabiktas’ı bölgeyi denetim altına almakla görevlendirince, halk buna karşı çıktı ve eski Pers soylularından Ariarathes’i kral ilan etti. Çalışkan bir yönetici olan I. Ariarathes (M.Ö.332-322) Kapadokya Krallığı’nın sınırlarını genişletti.
İskender’in ölümüne kadar barış içinde yaşayan Kapadokya Krallığı, Roma’nın bir eyaleti olduğu M.S.17 yılına kadar varlığını korumak için Makedonyalılarla, Pontuslularla, Galatlarla, Romalılarla mücadele etmiştir.
(M.S. 17-395) Roma Dönemi
M.S.1 7′de Tiberius Kapadokya’yı Roma’ya bağlayarak bölgedeki kargaşaya son verdi. Romalılar bölgeyi ele geçirdikten sonra batıya bir yol yaparak Ege’ye ulaşımı sağladılar. Bu yol hem askeri hem de ticari açıdan önemliydi.
Roma egemenliği sırasında, yöreye gerek saldırı gerekse göç biçiminde doğudan gelenler oldu. Romalılar bu yeni gelenlere karşı ‘Lejyon’ adını verdikleri askeri birlikleriyle karşı koydu.
İmparator Septimus Severus Dönemi’nde ekonomik bakımdan oldukça canlanan Kapadokya’nın merkezi Kayseri, daha sonraki yıllarda İran’dan gelen Sasaniler’in saldırılarına uğradı. Gordianus III bu saldırılara karşı şehrin etrafını surlarla çevirtti.
Bu sırada Anadolu’da yayılmaya başlayan ilk Hıristiyanların bir kısmı büyük şehirlerden köylere göç etmeğe başladılar. Kayseri’nin önemli bir din merkezi haline geldiği 4. yüzyılda, kayalık Göreme ve çevresini keşfeden Hıristiyanlar, Kayseri Piskoposu da olan Aziz Basil’in dünya görüşünü benimseyerek kayalar içinde manastır hayatını başlattılar.
(397-1071)
Roma İmparatorluğunun ikiye bölünmesiyle Kapadokya Doğu Roma İmparatorluğunun etkisi altında kaldı. 7.yüzyılın ilk yıllarında Kapadokya’da Sasanilerle Bizanslılar arasında yoğun savaşlar oldu. Sasaniler bölgeyi 6 – 7 yıl kadar ellerinde tuttular. 651′de Halife Osman Sasanileri yıkınca bölge bu kez Arap-Emevi göçlerinin akınlarına uğradı.
Uzun süredir devam eden mezhep çatışmaları III. Leon’un Müslümanlıktan etkilenerek ikonları yasaklamasıyla doruk noktasına ulaştı. Bu durum karşısında bazı Hıristiyan ikon yanlısı keşişler Kapadokya’ya sığınmaya başladılar. İkonoklasm hareketi yüz yıldan fazla sürdü (726-843). Bu dönemde birkaç Kapadokya kilisesi ikonoklasm etkisinde kaldıysa da ikondan yana olanlar burada rahatlıkla gizlenip ibadetlerini sürdürdüler.
(1071-1299) Selçuklu Dönemi
Oğuz Türklerinden Selçuk Bey’in kurduğu Selçukluların anavatanı Orta Asya’dır. 10. yüzyılda kuzeye doğru yayılan İslamiyet’i kabul eden Selçuklular, İslamiyet’i kabul etmemiş kavimlerle sürekli mücadele ederek egemenlik alanlarını genişletmeye çalışmışlardır.
Bizans İmparatoru Romanos Diogenes’in Selçuk Bey’in torununun oğlu Alparslan’a 1071 yılında yenilmesi Bizans’ın gerilemesine, Anadolu’da yeni bir dönemin başlamasına neden olmuştur.
1075 yılında Anadolu Selçuklu Devleti kurulur. 1082′de Kayseri fethedilir ve böylece Kapadokya Selçuklu hakimiyetine girer. Hıristiyanlığın önemli yerleşim ve yayılma alanı olan Anadolu, bundan böyle Kuzey Afrika’dan, Ortadoğu ve Yakındoğu’ya kadar uzanan İslam bölgelerine dahil olmuştur. Anadolu’nun Selçuklu Türkleri tarafından fethi, patrikhanenin idari etkinliğini etkilememiştir. Çünkü 13. yüzyıla ait İhlara Bölgesi’ndeki Aziz George Kilisesi’nin yazıtlarında Selçuklu Sultanı II. Mesud ve Bizans İmparatoru II. Andronicus’un adlarından övgüyle bahsedilmektedir.
13.yüzyılın sonunda Anadolu Selçuklu Devletinin zayıflaması üzerine Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde beyliklerortayaçıkar.1308yılındaMoğolkökenliİlhanlılar Anadolu’yu istila eder ve Kapadokya Bölgesi’nin önemli bir kenti olan Kayseri de yıkılıp tahrip edilir. Selçuklu sultanları Moğol yönetiminin etkisi altında kalırlar ve bağımsız hareket edemezler. Anadolu artık Türk boylarının kurduğu beylikler halinde idare edilecektir.
Osmanlı Dönemi
Kapadokya Bölgesi, Osmanlı Dönemi’nde de oldukça sakindi. Nevşehir, Damat İbrahim Paşa Dönemi’ne kadar Niğde’ye bağlı küçük bir köydü. 18. yüzyıl başlarında özellikle Damat İbrahim Paşa zamanında Nevşehir, Gülşehir, Özkonak, Avanos ve Ürgüp’te imar hareketleri gelişmiş; camiler, külliyeler, çeşmeler yaptırılmıştır. Özkonak kasabasının merkezinde Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selimdin doğu seferi sırasında (1514) yapılan köprü, Nevşehir’deki erken Osmanlı yapısı olması açısından önemlidir.
Osmanlı Dönemi’nde de Selçuklu Dönemi’nde olduğu gibi yörede yaşayan Hıristiyanlara karşı hoşgörülü davranılmıştır . Ürgüp/Sinasos’taki 18.yüzyıla ait Konstantin – Eleni Kilisesi, Gülşehir’deki 19.yüzyıla ait Dimitrius adına yapılan kilise ve Derinkuyu’daki Ortodoks Kilisesi bunun en güzel örnekleridir.
Fotografların tamamı için tıklayınız!
Küba Anıları
Mutlu Seneler
2007′nin başında, 2007′nin benim için çok güzel bir sene olacağını yazmıştım, nitekim senenin başında öngördüğüm ve hissettiğim gibi çok güzel bir yıl oldu, Pozitif düşüncenin gücü! :) Umarım sizin için de güzel bir yıl olmuştur.
2007 Seyahatename için de verimli bir yıl oldu;
Yurtdışında Seattle, Newyork, Burkina Faso, Barselona, Dubai, Abu Dhabi ve Küba seyahatleirm oldu. 5 yaşından beri söylediğim “dünyayı gezme hayalim” yönünde ciddi adımlar atmış oldum ;)
25 Aralık 2006′da basladığım, ilk aylarda sadece kendim ziyaret ettiğim space’imin 2007 yılı içinde sayfaları şuan itibariyle toplam 51bin kez açıldı :) Okuyan, takip eden, konuk defterine yorum yazan ve mailler gönderen herkese çok teşekkürler.
Umarım 2008 herkes için çok daha iyi bi sene olur. Sağlıklı, başarı ve aşk dolu, mutlu seneler….
Sevgiler,
Gamze
Zaman Tüneli
25 Aralık Salı günü İstanbul’a döndüm. Muhteşem bir tatil oldu hatta en iyilerinden biri belki de en iyisi :) En kısa zamanda fotoğrafları ve Küba anılarımı yazacağım…
Küba Yolcusu
Persembe sabah 9 ucagı ile once Paris’e, oradan da Havana’ya ucuyorum. Albert Einstein’ın de vakti zamanda kaldığı The Plaza Cuba otelinde yerimi ayırttım.
Sadece 2 günlük rezervasyon yaptırdım, 2. günde sonra canım ne ister simdiden bilemedigim icin planım kısa sureli :) 13-24 Aralık tarihlerinde Küba’dayım, 24′ünde yolca cıkıyorum ve 25 Aralık’ta 5 gibi tekrar memleketimdeyim.
Cuba’nın hatrına uzuuuun zamandır almayı düşündüğüm fotoğraf makinamı da aldım; bir alt modelini düşünürken babamla beraber Nikon D80′de karar kıldık Cumartesi gününün sonunda. Harika bir makinam da var artık, Cuba’da kac bin fotograf cekerim bilemiyorum :)
Cuba’da vakit buldukça yazmaya çalışacağım ya da defterime aldığım notlarımı daha sonra geçiririm, bu sefer daha sık not alacağım.
Umarım eğlenceli bir gezi olur…
Gamze


