Merhaba Bu yıl ikincisi düzenlenen 2009 Blog Ödülleri biliyorsunuz 2 Mayıs 2009′da yapıldı ve benim blogum Windows Live Spaces Kategorisinde birinciliğe hak kazandı. Öncelikle bu organizasyonda emeği geçen herkese teşekkürler. Bir küçük eleştirim de basının ilisizliğine: beklentim basının blog ödüllerine biraz daha fazla ilgi göstermesi yönündeydi. Hürriyet Cumartesi ekinde yapılan haberde hiç bir sponsorun adına yer verilmediği gibi benim kategorimin adı Space Blogları kategorisi değiştirildi. Umarım basının ilgisizliği önümüzdeki yıl sponsorların yarışmadan çekilmesine neden olmaz ve organizasyonun devamı gelir.
Sponsor olan Coca Cola, Ntvmsnbc, Binrota, Letoonia Resorts, Efes Pilsen, Peugeot, Project House, Ülker, TTnet, Microsoft ve Tefal’e organizasyona olan desteklerinden dolayı teşekkür ederiz. Özel teşekkülerim de birinci olanlara bir hafta çift kişilik herşey dahil tatil armağan eden Letoonia Resorts’a ve 1 yıllık Wi-Fi Paketi hediye eden organizasyonun an sponosru Turk Telekom’a :)) Bakalım tatile ne zaman gitmek fırsat olacak. Sevgiler,
Blogumu faklı bir platforma tasıyorak çok daha profesonel bir formata sokacağım ve içerik de genişleyecek. Bu nedenle de sponsor arıyorum, ilgilenenlere duyurulur….
Sizinle çok keyifli ve bilgi dolu bir yazıyı paylaşıyor olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Arkadaşım Emre’nin sevgili eşi Esin Ünal Memecan’ın kaleme aldığı yazıyı San Sebastian gezi yazısını beğeneceğinize eminim. Sevgili Esin, ellerine sağlık, yazıyı benim için hazırlayıp paylaştığın için biz kez daha teşekkür ederim. Blog kardeşliği konusunda ısrarcıyım :)
Sevgiler,
Gamze
San Sebastian , İspanya
Yazı ve Fotograflar: Esin Ünal Memecan
San Sebastian’a ucarken aklima Trevanian’in cok sevdigim Shibumi romani geldi. Kitabin efsanevi kahramani Nicholai Hell’in baskca konusabilmesi ve yakin arkadasi La Cagot’un bir bask milliyetcisi olmasi gibi detaylar ,kimligini uzun yillar boyunca saklayan Amerikali Trevenian’i Baskli olarak hayal etmeme sebep olmustu.
San Sebastian , İspanya’nın Bask bölgesinin Atlantik kıyısındaki son derece panaromik bir şehir.. Yemyeşil dağlar arasinda bir koy düşünün : adını aldığı deniz kabuğu şeklinde bir kumsali (La Concha ) ve ortasinda mucevheri andiran bir de adacıgi olsun. Ister finukulerle koyun bati ucundaki Mount Iguelda’ya cikip tepedeki kale ve denizfenerinden , ister dogudaki Mount Irgull’a sik agacli parktan tirmanarak 12. yüzyıldan kalma Castillo de la Mota ‘dan bakin ; bu nefes kesici manzara sizi bekliyor olacak
Bu benzersiz doga, 1900’lerin basinda saglik sorunlari nedeniyle kendisine tuzlu su tedavisi onerilen Kralice II. Isabelle’in de dikkatini cekiyor ve yazlik calisma ofisini bu sik sehre tasidigindan beri, San Sebastian aristokrasinin ve bolge zenginlerinin en gözde yazlık sayfiyesi niteligini koruyor.
Butun sahil kasabalari gibi, dikkatimizi ilk olarak sehrin icindeki plajlar cekiyor.. Playa de la Concha iclerinden en uzun ve hareketli olani .Playa de la Onderetta (kucuk plaj) nispeten daha sakin ve bu iki plaji kucuk bir tepe ve bu tepede bahcesi bulunan masalsi gorunuslu Miramar Sarayi ayiriyor.
Okyanusun golgesinde kalan nehrin kıyısında ise, nostaljik mimarili sik binalardan en gorkemlisi Hotel Maria Cristina..
Nehrin uzerindeki gosterisli heykellerle suslu kopruden gectigimizde Gross semtine ve dalgaya daha acik bir koy olmasi sebebiyle sorfculerin favorisi olan Playa de la Zurriola’ya ulasiyoruz. Laf aramizda, kentin nostaljik atmosferine pek de yakistiramadigim modern kongre merkezi Kursaal da bu bolgede yer aliyor.
Bence isin en guzel yani, butun bu plajlari Mount Igull’un cevresi de dahil olmak uzere deniz kenarindan yuruyebileceginiz genis bir yurume yolunun bulunmasi. Kentin neresinde olursaniz olu n guzel bir manzara esliginde okyanusun taze havasini cigerlerinize doldurmaniz icin yapmaniz gereken tek sey, denize dogru yuruyerek kendinizi bu yola atmak..
Limandaki Aquarium hangi mevsimde olursaniz olun, ne zaman yagacagi ve ne kadar surecegi belli olmayan yagmurlu havalarda zevkli zaman gecirilecek iyi bir alternatif olabilir. 360 derecelik cam tünelde ilerlerken icinizdeki cocugun yaninizdan gecen okyanus balıklariyla goz goze gelmesine izin verin. Aquarium’dan ciktiginizda, her yil kiran kirana gecen kurek yarislarinin finishinin yapildigi kucuk limanin (El Puerto )icinden yuruyerek ,kentin en nostaljik bolgesi olan eski şehire ( La Parte Vieja ) ulasiyoruz. Burasi dar sokaklari , plaj kumu rengindeki eski binaların altindaki kucuk dukkanlari ve tapas barlariyla kentin en hareketli bölgesi. Gunun her saatinde bu barlarda ayakustu chixitos’lari esliginde (bir icimlik sarap ) pintxos’lari (tapas ) mideye yuvarlayan , koyu bir muhabbete dalmis insanlar gorebilir ve aralarina karisabilirsiniz .. Baton ekmek dilimleri üzerine agirlikli olarak deniz mahsullu soğuk mezelerden hazirlanan pinthos’lar herkesin favorisi.
Bu arada San Sebastianlilar en az biz Turkler kadar sigarasever insanlar.. Bar ve resaturantlarin hemen hepsinde püfür püfür sigara içiliyor..
San Sebastian, dünyaca saygın gastronomi rehberi Michelin’in öneri listesinde, kilometrekareye en fazla
Michelin yıldızı düşen şehir olarak yer alıyor. Akalare, Arzak,Martin Berasategui ,Mugaritz, Miramon Arbelaitz gibi ’‘yildizli “ restaurantlar, San Sebastian’in gastronomik anlamda cok onemli bir bolge olarak kabul edilmesine yol aciyor. Diger Michelin restaurantları gibi bunlar da son derece sade yerler. Luks ve gosteris konusunda kimseye pabuc birakmayan istanbulda, neden hic kimsenin Michelin yıldızli restaurant acmaya zahmet etmedigini dusunmeden edemiyorum.
Bana sorarsanız, hazir bu kadar cok Michelin restaurantinin birarada bulmusken ,tadım menülerini seçip , mumkun oldugunca çok sayıda yemeğin tadına aynı anda bakin derim..
Benim tavsiyelerim, Parte Vieja ‘daki Bodegon Alejandro , limandaki Kokotcxa ve karisik deniz mahsulu tabagina bayildigim Bernardo Etxea.. Arka arkaya her akşam bir restaurant denerken, aynı iz üzerinde olduğunuz (!) diger Michelincilerle karşilasma olasiliginiz da cok yuksek..
San Sebastian’lılar sanata ve spora çok meraklılar.. Denizin, Basklı sanatçı Chillida’nın Mount Igueldo’nun ayaklarını serinlettiği burnunda bulunan Peine de los vientos (wind comb) adındaki heykelini şehrin sembolü olarak kullanıyorlar.
Yıl boyunca, çeşitli kültür ve sanat festivalleri, birbiri ardına düzenleniyor. Bunlardan en bilineni,
2008 yılında Turk yonetmen Yeşim Ustaoğlu’nun ” Pandora’nın Kutusu” adli filmini En İyi film ödülüne layık gören San Sebastian Film Festivali .. Temmuz ayında Avrupanin en buyuk Jazz festivali de burada düzenleniyor. Ocak ayında San Sebastian Day kutlanıyor. Bütün şehirde 24 saat boyunca davullar caliniyor ve halk uyumadan eğleniyor. Yılın en büyük olayı ise, ağustos ayinda 1 hafta süresince devam eden Aste Naguisa . Bask müziği eşliğinde sokaklarda danslar ediliyor . Pek çok gastronomik ve sportif yarışma düzenleniyor.
San Sebastian’da aksam saatlerinde kuvvetli gelgitlere tanik oluyorsunuz. Okyanus , her aksam sularini kocaman koyun ortasina kadar cekiyor ve birkac saat once sularla kapli olan islak zemininde yurumenize izin veriyor..
Sanki her cekilmede okyanus, bizi bu ozgun sehre cekmek icin kendi yontemleriyle davetiye yolluyor .. Ta ki ertesi sabah dalgalarini geri yollayana kadar..
Hayatımın anlamı annemin anneler gününü kutluyorum. Annecim seni çok seviyorum.
Son zamanlarda reklamlarda duyduğumuz Sertap Erener’in seslendirdiği reklam şarkısının sözlerini ekliyorum, herhalde duygularımı tarif edecek daha güzel sözler bulamam şuan. Her kim yazdıysa yüreğine sağlık.
Annedir yüreği fazla dayanamaz
Herkes bıksa benden annem bana doymaz
Öper besler beni unutur kalbinde
Annem burda olsun bana bişey olmaz
Hergün bakar bana kusurumu görmez
Günler gece olsa o ışığı sönmez.
Ellerim büyüdü avuçlarında
Bi tek annem olsun bana bişey olmaz
2009 Blog ödülleri sonuçları belli oldu ve Sehayatname Windows Live Spaces Kategorisinde, verdiğiniz oylar sayesinde birinci oldu :) diğer 13 kategoride yarışan ve dereceye giren tüm blogger’ları tebrik ediyorum. Umarım bu organizasyon sayesinde Türkçe blogların sayısı artar.
Microsoft Windows Live Spaces Blogları Kategorisi
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun, Ulu Önder Atatürk’ü bir kez daha saygıyla ve özlemle anıyoruz.
CNNTURK.com’dan bir alıntı:
23 Nisan 1920, Türk milletinin iradesini temsil eden Birinci Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı ve Türk halkının egemenliğini ilân ettiği tarihtir.
Atatürk, 23 Nisan 1924′te ‘23 Nisan’ gününün bayram olarak kutlanmasına karar vermiştir. Bu tarihten 5 yıl sonra 23 Nisan 1929’da Atatürk bu bayramı çocuklara armağan etmiştir ve 23 Nisan ilk defa 1929 yılında Çocuk Bayramı olarak da kutlanmaya başlanmıştır.
1979′da, yine ilk olarak altı ülkenin katılmasıyla uluslararası boyuta taşıdığımız bu millî bayramımıza, ortalama olarak her yıl kırkın üzerinde ülkeden gelen ve Türk çocuklarının misafiri olan yabancı ülke çocukları da katılmaktadır. Dünya’da çocuklarına bayram hediye eden ve bu bayramı bütün dünya ile paylaşan ilk ve tek ülke Türkiye’dir.
Türk milletinin gönlünde, onun bağımsızlığının sarsılmaz ifadesi olarak en önemli yeri işgâl eden 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, her yıl yurdumuzda ve yurtdışındaki temsilciliklerimizde, bütün kurumlarımızda, okullarımızda ve her evde çeşitli etkinliklerle kutlanarak millî birliğimizin kenetlenmiş ifadesini temsil etmektedir.
Büyük önder Atatürk’ün düşüncesinde çocuklar, milletin geleceğidir. Onlara duyduğu sarsılmaz güvenin ve büyük sevginin ifadesi olarak, millî bayramımız olan 23 Nisanlar’ı çocuklara armağan etmiştir. Tarihimizin gurur dolu sayfalarının yeni nesillerce öğrenilmesi ve Türk Devleti’nin devamını emanet edeceğimiz yeni Cumhuriyet bekçilerinin bu bilinçle yetişmesi amacıyla 23 Nisanlar, önemli birer vesiledir.
Atatürk diyor ki: “Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da millî egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir.”
Dün gece Koç Üniversitesinde Evlilikte Ufak Tefek Cinayatler oyununa gittim. Oyun hikayesi kısaca kocasını deli gibi seven ve ona aşık ama bi o kadar da kıskanç Lisa’nın, kocasını öldürmeye kalkışıp, ondan kurtulmak isteyip de isteyememesi…. Aklıma ilk gelen replik bir bölümde kadının kocasına, Ona neden böyle garip davrandığını sorduğunda “çünkü ben iki beyinliyim” demesi; “biri modern, diğeri ilkel” :)) Deli gibi severken ondan kurtulmak istediğiniz kocanız hafızasını kaybetse, ona geçmişi hatırlatmak için neler anlatırdınız? Nasıl davranırdınız? Onu kendisine olduğu gibi anlatıp hatırlamasını mı sağlardınız, yoksa sizin istediğiniz gibi olması için biraz yontarak, ilaveler yaparak mı anlatırdınız? Senaryo muhteşem, yazan Eric-Emmanuel Schmitt. Oyuncular Vahide Gördüm ve Haluk Bilginer… Bence ne yapıp edin bu oyunu seyredin :)) Başlığı “..ve Haluk Bilginer” olarak attım çünkü bu muhteşem adam için bir iki laf etmeden geçemeyeceğim. Bir insan bu kadar mı yetenekli, bu kadar mı karizmatik, bu kadar mı yakışıklı ve bu kadar mı şeker olur? Haluk Bilginer’i seyrederken ne kadar heyecanlandım anlatamam, bir gün karşılaşsam ne yaparım bilmem. Allah başımızdan eksik etmesin, bir gün bir yerde mutlaka ama mutlaka tanışmak ümidiyle :)