Tweet eden CEO’lar

56946019Tweet eden CEO’lar burada:

Bence de bu kadar yeter!

Biliyorum çok uzun zamandır yazmıyorum. Garip bir dönemi atlaymaya çalıştığım için ilk defa bu kadar uzak kaldım blogumdan. Halbuki yine de merak edip günde kaç kere tıklandığımı hep kontrol ettim. Bir çok etkinlliğe katıldığım için yazacak çok şeyim oldu ama elim gitmedi nedense. Bu yazıyı da gecenin 2’sinde şeytanın bacağını kırmak adına yazıyorum. Yarın tekrar başlıyorum. Hatta bundan sonra daha detaylı ve sık yazacağım.
 
Bu dönemde mail atan ve halimi hatrımı sorup bana bişey mi oldu diye merak edenlere de çok teşekkürler :))
 
Sevgiler,
Gamze

UEFA Kupası Final Maçı

uefa final38. ve son UEFA Kupası Çarşamba günü İstanbul`da sahibini buldu. Almanya`nın W. Bremen ve Ukrayna`nın S.Donetsk takımlarının arasında yapılan final maçına gitme şansını elde edenlerdenim. Tarihi maç bildiğiniz gibi Şükrü Saraçoğlu stadyumunda yapıldı. Biz de kuzenimle beraber vapurla Kadıköy’e geçip, stadyuma kadar yürüdük, bir çok yol kapalıydı. Yolda Ukraynalı ve Alman taraftarların tezahüratlarıyla çoşmaya çalıştık ama stadyumda çok fazla sesini duyurabilen taraftar yoktu. Kale arkadaları Alman ve Ukraynalılar için ayrılmıştı; Doğu ve Batı taraflarında oturanlar da tezahürat yapmıyordu yani bizim taraf. Daha önce aynı stadyumda Fenerbahçe Palarmo maçına gitmiştim ve tezahüratlar sebebiyle resmen gaza gelip kendimi sahaya atmak istemiştim; nomalde takım tutmam ama o gün bugündür hem stadyumun büğüsünden dolayı, hem de taraftarın çoşkusu nedeniyle kendimi Fenerbahçeye biraz daha yakın hissediyorum ne yalan söyleyeyim :)) ama dediğim gibi takım tuttuğum yok! En büyük : Milli Takım!!! :)


Bu maçın tarihi bir önemi var biliyorsunuz: “UEFA Kupası” adı altında son final maçı oynanmış oldu. Gelecek sezon isim değişikliği “UEFA Avrupa Ligi” şeklinde olacak. UEFA Başkanı Michel Platini demişki: “UEFA, 48 takımlı bir grup aşaması ile yeni bir formata kavuşacak olan turnuvanın benzersiz karakterinin daha güçleneceğine inanmaktadır. Avrupa kulüpler futbolunun ikinci bir turnuvaya ihtiyacı vardır. Kulüpler, oyuncular, antrenörler ve taraftarlar bu görüşü sürekli tekrarlamaktadır. Avrupa Ligi, bütün çeşitliliği ile Avrupa futbolunu yansıtacak ve önümüzdeki yıllara mükemmel futbol ve unutulmaz hatıralar bırakacaktır.” Ben futboldan pek anlamam. Hazır maça gitmiş ve de fotoğtraf çekmişken sizlerle de paylaşmak istedim uzun lafın kısası :))

Türkan Saylan için Teşvikiye’deki Cenaze Töreni

turkan saylan cenaze
5-6 saattir aralıksız Türkan Saylan’ın cenaze törenini seyrediyorum. Sanıyorum izlediğim en anlamlı Cenaze Namazı konuşmasıydı. Hiç bu kadar alkışla sözü kesilen bir din adamı görmemiştim. Atatürk’ü de yadeden din adımını gönülden tebrik ediyorum, ağzına sağlık. Keşke tüm din adamları böyle olsa.
 
Not: Yazıyı yayınladıktan sonra herhalde yarım saat geçti, kendimi bugün televizyon seyretmeye ve internette dolaşmaya adamış biri olarak tabiki haberleri okuyorum sık sık ve hürriyet.com.tr’de konuşmayı yapan Teşvikiye Cami’nde Beyoğlu Emekli Müftüsü İhsan Özkeskin’in konuşmasını gördüm. Eklemek istiyorum, Allah herkese böyle bir cenaze nasip etsin.
 
EMEKLİ MÜFTÜ ÖZKESKİN: “ÖDÜLÜNÜ ALLAH’TAN ALACAK”

 

Teşvikiye Cami’nde Beyoğlu Emekli Müftüsü İhsan Özkeskin cenazede yaptığı konuşmada şöyle konuştu:

 

- Bir müslümana kafir denmesi kendisini çok incitir. Buna ancak Allah karar verebilir.

 - Bu yakıştırmayı yapanlar hiç olmazsa merhumenin ölüsüne saygı göstersinler.
- Türkan Saylan hanımefendi sadece iki oğlunun annesi olmadı. Binlerce çocuğun da annesi de olmuştur.
- İnsan eğitiminin önemi hepinizce malumdur.
- İnanıyoruz ki, hizmetlerinden ötürü ödülünün Allah’tan alacaktır.
- Allah, “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu” diyor.
- Merhume Türkan saylan hanımefendi 74 yılını insan sağlığına ve insan eğitimine harcamıştır.
- Kuran’da şöyle deniyor. “Her kim zerre ağırlığınca iyilik yaparsa karşılığını görecektir.”
- Türkan Saylan Hanımefendi aslında ölmemiştir, istirahata çekilmiştir.
- Onun adı eserleriyle hep anılacaktır.
- Samsun’a çıkışının 90. yılında Ulu önder Atatürk’ü rahmetle anıyoruz.
- Prof. Dr. Türkan Saylan Hanımefendi dünyasını madden değiştiriyor. Ancak onun başlattığı hizmet devam ediyor.
- Bugün milyonlarca insan onu duayla anıyor. Rahmetle anıyor.
- O bizlerden ayrılıyor ama bizden daha fazlası onu diğer tarafta karşılamaya hazırlanıyorlar.

Ölüm sevgiliyi sevgiliye kavuşturan bir köprüdür. Türkan Saylan Hanımefendi’nin burada kaldığı kadar diğer tarafta da sevdikleri vardır.

Umarız merhumenin bıraktığı yerden hizmet bayrağını devralacak nice Türkan salyanlar çıkacaktır.

 

Daha ne diyelim.

Hoşçakal Atatürk’ün Kızı

Sabah uyandığımda gibi her zamanki gibi önce maillerime baktım, bir arkadaşım Zülfü Livaneli’nin Türkan Saylan için yazıdığı muhteşem şiiri paylaşmıştı. Sonra haberleri okurken başka anlamlı bir yazı ile karşılaşım: Uğur Dündar’ın Türkan Saylan için yazmıştı. Ayrıca Can Dündar’ın ve Fikret Bila’nın yazılarını da okumanızı tavsiye ederim.

Doğu’da bir köy gördüm dağların arasında öyle mahzun, öyle çaresiz, kalakalmış.

Çıplak kavakları bile hüzünlü kalemler gibi kara saplanmış. Köyün ortasında bir okul

Ve tezek sobasıyla ısınmaya çalışan çocuklar.

Bir bıcırık kız,

yanında bir karamuk oğlan.

Buz gibi elleri ama gözleri ahu, gözleri ceylan.

Adın ne dedim kıza

Dedi: Benim adım Türkan.

Oğlan ekledi: Benimki de Saylan

Dedim; Dayan yüreği dayan.

Mademki bu çocuklar Türkan

Mademki bu çocuklar Saylan

Gelecek onlarındır, Gerisi yalan.

Katılmayı düşünenler için, hazırlanan Cenaze programı şu şekilde; Türkan Saylan’ın naaşının Zincirlikuyu Mezarlığı’ndan alınması

14.00:

14.30: Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’na varış (Buradaki toplanma 13.30)

14.30-15.30: Tören, konuşmalar ve saygı geçişi

15.30-16.00: Teşvikiye Camii’ne varış

16.00-17.00: Teşvikiye Camii’nde ikindi namazını müteakip cenaze namazı

17.30-18.30: Camiden hareket, Rumeli Caddesi, Haláskárgazi Caddesi, Büyükdere Caddesinden kortej eşliğinde Zincirlikuyu Mezarlığı’na varış

18.30-19.00: Türkan Saylan’ı ebedi istirahatgáhına uğurlama. Fotografları ile hayat Hikayesi: http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=22950&p=1&rid=4369 Atatürkçü Türkan Saylan’ı her zaman Türkiye’nin çağdaşlaşması yolunda okuttuğu kız çocukları ve cüzzam ile verdiği savaşla hatırlayacağız ve de tabiki ölümünün hızlanmasında çok büyük katkısı olan Ergenekon Soruşturmasını da unutmamız mümkün olmayacak.

Kırmızı Yunus

Dün gece çok garip bir rüya gördüm.
 
Bir tarafı sonsuza uzanan ve diğer tarafı da kıyıya uzak olmayan küçükçük bir adacığın ya da kocaman bir kaya parçasının tepesinde oturuyordum. Adacık yemyeşil ve deniz cam gibi masmaviydi; aynı dün gece bir arkadaşıma tarif ettiğim, bu aralar tek başıma çekip gitmek istediğim adaya benziyordu. Üzerimde param parça olmuş yakası geniş, bir kolu daha fazla parçalanmış, lacivert uzun bir elbise vardı. Oturduğum tepecikten denizin içindeki kayaları, deniz içindeki tüm katmanları ve hatta mercanları bile görebiliyordum. Ben nerdeyim neden buradayım diye endişe içinde düşünürken, kocaman kırmızı bir yunus geldi adacığın etrafına ve başımı döndüren bir hızla etrafımda dönmeye başladı. Önce köpek balığı olabilir mi diye şüphe etmiştim ama hayatta en çok sevdiğim hayvanların başında gelen yunus olduğunu anlayınca içime bir huzur gelmişti ama kırmızı olması çok garipti. Daha sonra çok uzakta bir ev gördüm ve her halinden hiç yardımcı olmaya hevesli olmayan biri beni uzaktan sinsi sinsi izliyordu…Rüya da burada bitti, ya da ben sonrasını hatırlamıyorum.
 
Rüya tabirlerinden anlayan birileri lütfen bana bunu yorumlayabilir mi? :))
 
Sevgiler,
Gamze

Vernet Le Bain, Fransa

2009 Blog Ödülleri için arkadaşlarım da sağolsunlar adaylığımı bir çok kişiye benim için duyurmuş, tanıdıklarına bana oy vermeleri için mail atmışlardı :) Bu mailler sayesinde bir çok kişi ile tanışmış ve araya yılların girmesi nedeniyle iletişimde olmadığımız bir uzak akrabamız ile de tekrar görüşmeye başlamıştık.   Sevgili Ayşe Rodoslu’nun bana e-mail atma inceliğini göstererek, blogum için beni tebrik etmesi ve blog ödüllerinde desteklemesi beni çok mutlu etmişti. Yakın zaman içinde yüz yüze de görüşmeyi çok istediğim Sevgili Ayşe Abla da en az benim kadar seyahati seven ve seyahat eden birisi, hatta benden daha çok seyahat ediyor olabilir :) Geçenlerde bana gönderdiği Vernet Le Bain, Fransa yazısını ve çektiği fotoğrafları sizlerle paylaşmak istiyorum. Ayşe Ablacım yazıyı hazırlayıp, fotoğrafları da paylaştıpın için çok teşekkür ederim, devamını sabırsızlıkla bekliyorum :)

Yazı ve Fotoğraflar: Ayşe Rodoslu

Selam Gamze’ciğim,
 
Bugün sana blogunda olmayan bir rotayı yazmak istiyorum.:
 
Fransa’nın güneyi diyebileceğim Languedoc Roussillon bölgesinde Montpellier yakınındaki Vernet Le Bain kasabası ve çevresi,ayrıca sınırı ile arada kalan minik ülke Andorra Cumhuriyeti.
 
21 Ekim 2006 da İstanbul’dan Lyona uçtuk.Lyon’dan araba kiralayıp,yola koyulduk.Yaklaşık 250 km yolumuz vardı.Neyse o günümüz dura kalka yollarda geçti.Zaten görmediğimiz yerler olduğu için yol kısmı keyifliydi.Derken akşam yemek saatinden önce Vernet LE Bains deki otelimize vardık.Bu arada kaldığımız otel ,eşimin daha önce beraber çalıştığı Fransız bir arkadaşının mütevazi oteliydi.Mütevazi ama yediğimiz yemekler ve içtiğimiz şaraplar çok iddialıydı:-)
 
Vernet Le bains kaplıcalarıyla da biliniyor orada,zaten kasabanın adı da bu.Ama bu bölgenin en önemli özelliği yüzlerce bitki çeşidini barındıran doğal bir arberatum olması ve bunun sonucu olarak havasının son derece temiz olması.Sonbahar mevsiminde gitmemiz de şansımız oldu esasında bizim,çünkü sarının ve yeşilin herbir tonunu gördük sanırım.Ayrıca fotoğraflarını da yükleyeceğim, haritada Fransa’nın en güzel köyleri diye geçen ,o çevredeki bütün köyleri gezdik,gerçekten de masal gibiydi.
 
Bunun dışında kasabada içi doğal bir müze olan ,çok büyük bir mağara var;içi sarkıt ve dikitlerle dolu ,ayrıca milyonlarca yıl öncesini yaptıkları dinazor heykelleriyle canlandırmışlar.Özellikle çocukların ilgisini çekecek bir yer.
 
Biz araba kiralayarak gezdik ,ancak günümüzü de trenle dolaşmaya ayırdık.Çünkü bu çevrede sürekli ring yapan ve istediğiniz köyde ya da durakta inebileceğiniz Le Train Jaune  yani sarı tren var.Tren seyahatimiz de çok keyifliydi,çünkü dağların arabayla giremeyeceğiniz yerlerinden geçiyordu ,muhteşem bir doğa manzarasıyla.
 
Bir günümüzü geçirdiğimiz Andorra ise yaklaşık 1 buçuk saat uzaklıktaydı.Andorra’nın en büyük özelliği önemli bir kayak merkezi olması ve uygun alışveriş olanağı.Aynı zamanda çok çeşitli ve hesaplı  kar ve kayak malzemelerini de burada bulmak mümkün.Zaten minicik bir ülke.
 
Dğer bir günde de deniz kenarındaki yolu takip ederek ve yol üzerindeki sahil kasabalrına uğrayarak ,İspanya’nın Katalan sınırına kadar geldik.Buralarda da bol bol deniz ürünü yeme şansımız oldu ve Ekim ayının sonu olmasına rağmen denize giren insanlar vardı..
 
25 Ekimde de tekrar Lyon’a giderek ,İstanbul’a  döndük.
 
Böylece 4 günlük tatil imkanımızı dolu dolu geçirmiş

Sayfalar: Önceki 1 2 3 ...9 10 11 12 13 14 15 ...29 30 31 Sonraki