Bodrum Bodrummmm….

Kısa Bodrum tatilimin üzerinden neredeyse bir ay geçti. Anılar eskimeye başladı, daha fazla uzatmadan kısa kısa neler yaptığımı ve Bodrum’a gidecek olanlar için mekan önerilerimi yazayım.

Perşembe akşam üzeri Bodrum’a vardığımda ilk işim tabiki kendimi denize atmak olmuştu. Gece Göltürkbükü’ndeki pansiyonumuzda balığımızı yedikten sonra Türkbükü’ne gittik. Bir Perşembe gecesi Türkbükü’nde ne beklersiniz?  Yazın belki de ‘en popüler’ yerlerinden biri olan Shipahoy‘daydık: Yaş ortalaması bilginiz 15! Hatta 12 de olabilir. Dikkatlice masalara bakarsanız küçük dilinizi yutabilirsiniz. Küçücük çocuklar ve şişe şişe içkiler… Neyse geceyi uzatmadan odamıza geçtik.

Cuma günü Göltürkbükü’nde pansiyonumuzun iskelesindeydik. Naneli buzlu ayran güne damgasını vurdu. Akşam üzeri de saat 6 gibi Maça Kızındaki Happy Hour’a gittik… Maça Kızı Türkbükü’ndeki en meşhur butik otellerden birisi. Happy Hour dediğinizde yurtdışında genelde fiyatlar %50 iner ama bu o cinsten bir happy hour değil. Gündüz 100TL şezlonglara vermek, üzerine de 200TL daha yeme-içme için verip 300TL hesap ödemek isterseniz yolunuz açık olsun.  Kumsalı olmayan bir yer, benim yaz tatilinden beklentimi karşılamıyor. Yılmaz Özdil gibi çok sivri dille yazmak ve genelleme yapmak istemem ama insanlar da beni geriyor bu tip mekanlarda.

Cuma gecesi ise tekrar Türkbükü’ndeydik.  Balık yemek için bu kez MİYAM‘daydık. Türkbükün’deki en sessiz sakin restoranlardan birisi. Mezelerimiz ve deniz levreğimiz müthişti. Fotoğrafını sizin için çektim :) Fiyatlar da uçuk değil. Miyam’ı tavsiye ederim. Miyam’dan çıkınca Türkbükü Doğal Dondurma’nın önündeki sıraya şaşırıp fotoğraflarını çektim. Rejim derdine bir tadına bile bakamasam da, önündeki sıra beni dondurmanın kaliteli olduğuna ikna etti :) Hemen devamında gittiğimiz Shipahoy, Perşembe gecesine göre daha kalabalıktı ve yaş grubu biraz daha yükselmişti.

Gecenin ilerleyen saatlerinde artık bir arabamız da vardı. Bodrum’a indik. Arabayı içki içmeyen tek kişi olarak ben kullandım. (Bodrum hala araba kullanmak için çok tehlikeli, bir kadeh alkol alsanız bile araba kullanmamanızı tavsiye ederim.)

Bodrum’da ilk durağımız Marina’daki BARBEAST oldu ve içeriye girdiğimiz andan itibaren eğlence başladı. BARBEAST kesinlikle bundan böyle Bodrum’daki en favori mekanım. Bora Uzel Dj set’in başında (ama ona DJ demeyin, çok kızıyor) , house müzik çalışıyor ve ortam çok çok iyi. Barbeast’e Fink‘in hemen yanındaki bir kapıdan giriliyor ama çok şükür dar bir yoldan girip arkada gizli bir alanda mekana ulaşıyorsunuz. Yoksa herhalde Fink ya da Küba Bar gibi yoldan geçen herkes bir girip çıkardı. Barbeast’e ise sadece bilen gidiyor ve gerçekten çok kaliteli bir kesim var. Barbeast’in işletmecisi Şeniz Bengüer, Millennium, Scene ve 7th House gibi eskiden efsane olan kluplerin de işletmecisiydi yani anlayacağınız bu mekanın kötü olma şansı yok. Ünlü müdavimleri çok. Tek kötü yanı saat 2’de kapanıyor.  Barbeast Bodrum’da en çok eğlendiğim yer oldu, şiddetle tavsiye ederim (Facebook’ta grup sayfalarında fotoğraf var: http://www.facebook.com/groups/208360882535001/ )

Barbeast’i istemeyerek de olsa terk edip geceye Marina’daki diğer mekanlarda sabahlayarak  devam ettik. Yandaki FİNK‘e girdik, Serdar Ortaç dinlemeye dayanamadık, çıktık… Hemen devamında yanlış hatırlamıyorsam adı Helva olan mekana, sırf  latin çaldığı için boş olmasına rağmen girdik. Normalde nasıl bir mekandır bilemiyorum ama boş da olsa, kısa bir süre latin müzikte dans edip iyi eğlendik. Hemen ardından efsane Küba Bar‘a geçtik. Yılların Küba Bar’ı, Bodrum anılarımın başrol oyuncusu… Saat 4’te yani kapanırken gidince pek fazla vakit geçiremedik ama Bodrum’a gelmişken, olmazsa olmaz dediğim bir yeri de ziyaret etmiş olduk… Gün Göltürkbükü’nde biz iskeledeyken aydınlandı ve 4-5 saatlik uykunun ardından yine iskelede yerimizi aldık.

Cumartesi akşam üzeri ise Zuma Beach‘teki Beach Party’deydik. Burası Maça kızından daha iyiydi kesinlikle, ortam daha rahat, daha ferah… Oldum olası severim Zuma Beach’i, Maça kızına tercih ederim. Zuma’nın devamında Yalıkavak’taki Çimen Tepe balıkçısında yemeğe gitti, meze ve salata yedim sadece. Gayet güzeldi, mekan ve yemekler başarılı, tavsiye ederim. (Ne yedin diye sormayın, isimlerini hatırlamıyorum ama kırmızı biberli meze süperdi. Fotoğrafını koydum.)

Cumartesi gecesinin devamında tabiki yine Barbeast’teydik. 2’de kapandığı için sonrası klasik bir Bodrum gecesi olarak Barlar sokağında geçti. Barlar sokağındaki mekanları gördükçe nasıl olur da 10 küsür yıldır aynı mekanlar hala ayakta kalabiliyor diye düşünmeden edemedim. Ora, Hadigari, Cafe Delmare, Halikarnas, Catamaran, Körfez…. ve aklıma ismi gelmeyen bir çok bar ve hatta Karadeniz Börekçisi. Bodrum Barlar Sokağı pek değişmiyor anlaşılan, mekanlar genelde aynı.

Bu yazdığım mekanların dışında, nedense adım atmak istemediğim, Barlar Sokağındaki mekanlar ayarında bir mekan daha vardı: Vittoria. Sanıyorum yıllar önce bir çay bahçesiydi Vittoria’nın olduğu yer, hastane bahçesiydi belki de tam emin değilim. Konumu nedeniyle her ne kadar avantajlı görünse de, yol geçen hanı gibi benim için… Sevmedim, içine girip bakmadım.

İstanbul’a dönerken son mekanım THY CIP launch oldu. Aman Allahım.. Yılmaz Özdil’i yazdığı yazı (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/18325071_p.asp) yüzünden neredeyse  afaroz ettiler ama çok doğru yazmış adamcağız… Bir kaç sefer üst üste binmiş, CIP’e giren bin pişman, elemanlar kayıp, ortalık çöp içinde ve klima yetersiz. Neyseki gecikmesiz kalkan bir TK seferi bile beni mutlu etti.

Bodrum notları bu kadar, 3 güne ancak bu kadar sığdı. Umarım yaz bitmeden tekrar gider ve Yılmaz Özdil’in yazısının son paragrafında yazan gerçek Bodrum’un da tadını çıkarabilirim.

Herkese iyi tatiller.

 

 

 

Comments

comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>