Vernet Le Bain, Fransa
2009 Blog Ödülleri için arkadaşlarım da sağolsunlar adaylığımı bir çok kişiye benim için duyurmuş, tanıdıklarına bana oy vermeleri için mail atmışlardı :) Bu mailler sayesinde bir çok kişi ile tanışmış ve araya yılların girmesi nedeniyle iletişimde olmadığımız bir uzak akrabamız ile de tekrar görüşmeye başlamıştık. Sevgili Ayşe Rodoslu’nun bana e-mail atma inceliğini göstererek, blogum için beni tebrik etmesi ve blog ödüllerinde desteklemesi beni çok mutlu etmişti. Yakın zaman içinde yüz yüze de görüşmeyi çok istediğim Sevgili Ayşe Abla da en az benim kadar seyahati seven ve seyahat eden birisi, hatta benden daha çok seyahat ediyor olabilir :) Geçenlerde bana gönderdiği Vernet Le Bain, Fransa yazısını ve çektiği fotoğrafları sizlerle paylaşmak istiyorum. Ayşe Ablacım yazıyı hazırlayıp, fotoğrafları da paylaştıpın için çok teşekkür ederim, devamını sabırsızlıkla bekliyorum :)
Yazı ve Fotoğraflar: Ayşe Rodoslu
Selam Gamze’ciğim,
Bugün sana blogunda olmayan bir rotayı yazmak istiyorum.:
Fransa’nın güneyi diyebileceğim Languedoc Roussillon bölgesinde Montpellier yakınındaki Vernet Le Bain kasabası ve çevresi,ayrıca sınırı ile arada kalan minik ülke Andorra Cumhuriyeti.
21 Ekim 2006 da İstanbul’dan Lyona uçtuk.Lyon’dan araba kiralayıp,yola koyulduk.Yaklaşık 250 km yolumuz vardı.Neyse o günümüz dura kalka yollarda geçti.Zaten görmediğimiz yerler olduğu için yol kısmı keyifliydi.Derken akşam yemek saatinden önce Vernet LE Bains deki otelimize vardık.Bu arada kaldığımız otel ,eşimin daha önce beraber çalıştığı Fransız bir arkadaşının mütevazi oteliydi.Mütevazi ama yediğimiz yemekler ve içtiğimiz şaraplar çok iddialıydı:-)
Vernet Le bains kaplıcalarıyla da biliniyor orada,zaten kasabanın adı da bu.Ama bu bölgenin en önemli özelliği yüzlerce bitki çeşidini barındıran doğal bir arberatum olması ve bunun sonucu olarak havasının son derece temiz olması.Sonbahar mevsiminde gitmemiz de şansımız oldu esasında bizim,çünkü sarının ve yeşilin herbir tonunu gördük sanırım.Ayrıca fotoğraflarını da yükleyeceğim, haritada Fransa’nın en güzel köyleri diye geçen ,o çevredeki bütün köyleri gezdik,gerçekten de masal gibiydi.
Bunun dışında kasabada içi doğal bir müze olan ,çok büyük bir mağara var;içi sarkıt ve dikitlerle dolu ,ayrıca milyonlarca yıl öncesini yaptıkları dinazor heykelleriyle canlandırmışlar.Özellikle çocukların ilgisini çekecek bir yer.
Biz araba kiralayarak gezdik ,ancak günümüzü de trenle dolaşmaya ayırdık.Çünkü bu çevrede sürekli ring yapan ve istediğiniz köyde ya da durakta inebileceğiniz Le Train Jaune yani sarı tren var.Tren seyahatimiz de çok keyifliydi,çünkü dağların arabayla giremeyeceğiniz yerlerinden geçiyordu ,muhteşem bir doğa manzarasıyla.
Bir günümüzü geçirdiğimiz Andorra ise yaklaşık 1 buçuk saat uzaklıktaydı.Andorra’nın en büyük özelliği önemli bir kayak merkezi olması ve uygun alışveriş olanağı.Aynı zamanda çok çeşitli ve hesaplı kar ve kayak malzemelerini de burada bulmak mümkün.Zaten minicik bir ülke.
Dğer bir günde de deniz kenarındaki yolu takip ederek ve yol üzerindeki sahil kasabalrına uğrayarak ,İspanya’nın Katalan sınırına kadar geldik.Buralarda da bol bol deniz ürünü yeme şansımız oldu ve Ekim ayının sonu olmasına rağmen denize giren insanlar vardı..
25 Ekimde de tekrar Lyon’a giderek ,İstanbul’a döndük.
Böylece 4 günlük tatil imkanımızı dolu dolu geçirmiş













